“Bir Dil Bir İnsandır” derdi büyükbabam 05 Eylül 2012

Yabancı ortaklıklar gün geçtikçe artıyor ülkemizde. Bu beraberinde neyi getiriyor? Daha fazla yabancı yöneticiyi, yabancı çalışma arkadaşlarını, İngilizce dokümantasyonu, global standartları, uluslararası telekonferansları, İngilizce sunumları, raporları, müzakereleri, sistemleri, kısacacı yabancı dilde (yabancı kültürde!) iş yapmayı getiriyor.

Peki İngilizce iletişimde sıkıntı yaşayan profesyoneller bu durumda ne yapmalı?

Kariyer hedeflerine ulaşabilmek için iletişim sorunu en kısa zamanda gidermeliler. Bu bir zorunluluk değil, bir gereklilik. Peki ihtiyaçlarını anlayabilecek, deneyimlerine, pozisyonlarına, çalıştıkları sektöre, kişisel kariyer hedeflerine göre çözümler üretebilecek bir İngilizce eğitim danışmanlığı hizmeti var mıdır ülkemizde? “..pek de yok aslında…” cevabının, 2011 yılı İngilizce Yeterlilik Endeksi’nde Türkiye’nin 44 ülkenin içerisinde 43. olmasının sebeplerinden bir tanesi olduğu söylemek sanırım yanlış olmayacak.

Fluent English for Professionals’ın çıkış noktası işte tam olarak buydu; özelleştirilmiş içerik ve eğitim planları hazırlayan, eğitim ihtiyaç analizleri yapan, kişiye özel iş simülasyonları tasarlayan, sektörlere özel çözümler üreten, zaman ve yer konusunda esnek olan, profesyonel Türk yabancı eğitmenlerle çözüm ortaklıkları kuran ve en önemlisi İngilizce iletişim becerilerinin gelişiminin sorumluluğunu üstlenen bir eğitim danışmanlık hizmeti verebilmek.

“Bir dil bir insandır.” derdi büyükbabam ve haklıydı.

Cem Oğraş

İngilizcenin önemi 02 Ekim 2012

Dünya üzerinde 1.8 milyar insan İngilizce konuşuyor! Bu ciddi bir rakam.. İngilizce artık uluslararası iletişim dili veya dünya dili.. Tabii ki bunun en önemli nedeni ABD'nin küresel olarak artan ekonomik ve kültürel etkisi.. İngilizce birçok meslekte gereklilik haline geldi. Bu sebeple İngilizce özel ders talepleri, şirketler için İngilizce eğitim talepleri, çocuklar için İngilizce eğitim talepleri ve hatta bebekler için İngilizce talepleri de gün geçtikçe artıyor. Bu anlamda ülkemiz ana dili İngilizce olan öğretmenler için bir cazibe merkezi. Her yıl yüzlerce yabancı öğretmen ülkemize çalışmak için geliyor ve bu sayede yabancıdan İngilizce eğitimi almayı kolaylaştırıyor.. Yabancıdan İngilizce eğitimi almayı düşünüyosanız bunu mutlaka profesyonel bir kurum çatısı altında yapın, ne yazık ki öğretmenlik formasyonu olmayan birçok yabancı, sadece ana dilleri İngilizce olduğu için öğretmenlik yapıyor.. bu da İngilizce eğitim kalitesini düşürüyor..

Cem Oğraş

İngilizce öğrenmek neden gerekli? 09 Ekim 2012

Son yıllarda bilim ve teknolojide hızlı gelişmelerin olması, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması, kültürel ve ticari ilişkilerin artması, dış ticaret ve turizmin önem kazanması, uluslararası ilişkilerin giderek daha yoğunlaşması İngilizce öğrenmeyi gereklilik haline getirdi. Artık İngilizce öğrenmek zor değil, yabancıdan ingilizce ders almak kolaylaşıyor. Ülkemizde İngilizce eğitim veren birçok değerli kurum bulunuyor. İngilizce sınıf eğitimi konusunda belirli bir noktaya gelindi ancak bireylerin ya da şirketlerin özel ihtiyaçlarına cevap verebilecek, Genel ve İş İngilizcesi dersi taleplerini profesyonelce karşılayacak, yabancıdan ingilizce ders imkanları sunacak şirket sayısı ne yazık ki çok az..

Cem Oğraş

Yabancı Öğretmenler Türkiye yi Tercih Ediyor 09 Kasım 2012

İngilizce eğitimi veren kurumlara önceden az sayıda ve kalitesiz yabancı öğretmen başvururken dünya genelinde yaşanan ekonomik kriz sonucu, son dönemde, akademik kariyere sahip çok sayıda öğretmen Türkiye'ye gelmek için kuyruğa giriyor. Bu da yabancıdan ingilizce öğrenmek isteyenler için yurt dışına gitmeden kaliteli ingilizce eğitimi alma fırsatını arttırıyor. Kriz ve işsizlik nedeniyle dünya genelinde pek çok sektörde alışılmadık durumlar yaşanıyor. İngilizce öğrenim sektörü de böyle bir durumu yaşıyor. 

Eskiden Türkiye’ye gelecek yabancı öğretmen lerin uçak biletlerini alıp yol harçlığını eğitim kurumları gönderirken şimdi ise kendileri uçağa atlayıp geliyor, iş görüşmelerini bizzat yapmak istiyorlar. 

Yalnızca sayı değil kalite de artıyor. Eskiden yurt dışında hiç bir yerde iş bulamamış yabancı öğretmen ler Türkiye deki eğitim kurumlarına başvururken şu anda çok iyi kariyere sahip, kaliteli ve doktora düzeyindeki adaylar başvuruyor. Türkiye'de yabancı öğretmenden ingilizce ders almak kolaylaşıyor. Çok daha profesyonel ve kaliteli öğretmenin gelmesi ingilizce eğitim sektörünün gelişimi için önemli bir adım..

Cem Oğraş

www.fluentprofessionals.com

Yabancıdan İngilizce Öğrenmek 09 Kasım 2012

Son yıllarda tüm yaş gruplarında İngilizce somut bir gereklilik olmaya başlamıştır. Aslında İngilizce dünyanın en çok konuşulan dili değildir. İngilizce Çince ve İspanyolca’dan sonra en çok konuşulan üçüncü dildir. Sadece 400 milyon insan tarafından anadil olarak konuşulmaktadır.


Bu dili bu kadar önemli kılan özellik, diğer dillerin aksine sadece bir coğrafi bölgeyle sınırlı kalmamasıdır. İngilizce, dünyanın her köşesine yayılmış bir dildir. Bu lisan anadil olarak yalnızca Amerika, İngiltere, İrlanda, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda ve İskoçya’da konuşulmasına rağmen 53’ü İngiliz milletler topluluğuna üye, toplam 73 ülkede ortak veya resmi dil olarak kullanılmaktadır. Anadili ingilizce olan yabancıdan ingilizce dersi alırkan bu ayrıma dikkat etmek gerekir.

73 ülkede İngilizce’yi konuşan insan sayısı 1 milyar civarındadır. Bu rakama ilaveten bu dilin şu anda 1 milyar kadar insan tarafından da ya öğrenildiğini ya da ikinci yabancı dil olarak kullanıldığını belirtmek gerekir. Buradan da dünyanın hangi bölgesine gidilirse gidilsin mutlaka bu dili konuşan birisiyle karşılaşacağımızı çıkarabiliriz. İşte İngilizce’yi bu kadar önemli yapan sebeplerden birisi budur. Fakat bu dilin önemi yalnızca bununla da sınırlı değildir.

Bu dil aynı zamanda ticaretin, bilimin, havacılığın, denizciliğin, diplomasinin, uluslararası iletişimin, sinema sektörünün ve internetin dilidir. Bu alanların herhangi birinde İngilizce ya kullanılan tek dildir (havacılık ve denizcilik) ya da yüzde 90 oranında hâkim dildir. Bilinen insanlık tarihinde ilk defa bir dil kendisine bu kadar çok kullanıcı ve yaygın bir kullanım alanı bulabilmiştir.

İnternet’i bizim için önemli kılan şey, bilgiye kolay ulaşma olanağıdır. Bugün dünyada her yıl üst üste konulduğunda 6000 km yüksekliğe erişecek sayıda CD’yi dolduracak miktarda ve aklımıza gelen ve gelmeyen her alanda bilgi üretilmektedir. Bu bilginin yüzde 80’i İngilizce’dir. Bu bilgiye ulaşmak için İnternetin anahtar dili de İngilizce’dir. İnternet yabancıdan ingilizce ders almayı da kolaylaştırmaktadır. Dolayısıyla dünyada bu lisana vakıf olmayan herhangi bir insan en başta bilgiden mahrum kalacaktır. Mahrum kalmasa bile birisinin lütfedip bilgiyi o kişinin anadiline çevirmesine muhtaçtır. 

Bugün sadece İngilizce bilen işadamları yurtdışına ihracat yapabilmektedir. Yalnızca İngilizce bilen bilim adamları yayınlarını yurtdışında yayımlayabilmekte ve alanlarındaki gelişmeleri takip edebilmekte, mühendisler yeni teknolojik gelişmelerden yararlanabilmektedir. Yüksek lisans veya doktorasını yapan bir akademisyen internet ortamındaki kaynaklardan İngilizce sayesinde faydalanabilmektedir. Doktor, hâkim ve savcı gibi meslek dallarını icra eden insanlar mesleklerinde daha ileriye gidebilmek için İngilizce’den istifade etmektedir. 

O halde herkesin bir yabancı dili en azından kendine yetecek kadar bilmesi gerekir. 

Anadili olarak konuşulan yerler haricinde şu anda dünya da en çok İngilizce öğrenen insanın bulunduğu ülke Çin’dir. Çin yabancıdan ingilice eğitimine önem vermektedir. Çin'de yabancı öğretmen sayısı oldukça fazladır. En çok anlayan ve konuşan insanın bulunduğu ülkeler sırasıyla Hindistan, Çin, Filipinler, Hollanda, Danimarka ve Almanya’dır.

Ülkemizde ise bildiğiniz gibi İngilizce ilköğretim 4. sınıftan itibaren zorunlu olarak verilmektedir. Bunun yanında bazı özel okullar ise bunu 1. sınıftan hatta anaokulundan itibaren vermeye başlamaktadır. Bunun yeterli olmadığını düşünen ülkeler ve insanlar da vardır. Güney Kore de 0–6 yaş arasında çocuklar evde ebeveynleri veya kreşler tarafından ve 6 yaş itibariyle de okullarda devlet tarafından çok yoğun bir İngilizce eğitimine tabi tutulur. 

Günümüzde eğitimli hiçbir insan bir yabancı dili akıcı bir şekilde konuşmaksızın iyi bir işe girememektedir. Buna yüksek lisansını ve doktorasını yapanlar bile dâhildir.

İngilizce artık gerçekten çok büyük bir öneme sahiptir ve bir insana ekonomiden teknolojiye bütün kapıları açabilen bir anahtar konuma gelmiştir. Bu yüzden eğitimine devam eden gençlerin İngilizce derslerine daha çok önem vermeleri gerekiyor. 

www.fluentprofessionals.com

Telefonda İngilizce Konuşmak Artık Kabus Değil 14 Kasım 2012

Telefonda İngilizce Konuşmada Püf Noktalar

Telefonda İngilizce konuşmak bazılarının tanımıyla bir kabus. Ancak, özellikle iş hayatında etkin telefon görüşmelerinin iş süreçlerini hızlandırdığı da bir gerçek. Telefonda İngilizce konuşmaktan çekindiği için yabancı müşterileriyle ya da ortaklarıyla sadece yazışma yapan, telefonda konuşmayan, hatta bir yabancı telefonla aradığında telefonu açmayan nice çalışan bulunuyor..

Telefonda İngilizce konuşmayı bir kabus olmaktan çıkarmanın en basit yolu telefonda İngilizce konuşma pratiği yapmaktır. Bu pratiği mümkünse anadili İngilizce olan bir kişi ile yapmanızı tavsiye ederim. Bir yabancıdan İngilizce dersi alıyorsanız mutlaka telefonda İngilizce konuşma çalışmasını ders programının içeriğine eklenmesini sağlayın.

Telefonda İngilizce konuşurken nelere dikkat edilmesi gerektiğini aşağıda anlatmaya çalıştım. Daha detaylı bilgi isterseniz benimle direkt irtibata geçebilirsiniz.

1.   Yavaş ve net bir şekilde konuşun

Yabancı bir dille telefonda konuşmak yüz yüze konuşmaktan daha zordur çünkü telefon konuşmasında vücut dilinizi tam olarak kullanamazsınız, dolayısıyla karşı tarafın sizi doğru anlayıp anlamadığını gözlemleyemezsiniz. Bu sebeple, telefonda İngilizce konuşurken kelimeleri vurgulayarak, tane tane konuşmalısınız. Telefon konuşmasından önce konuşacaklarınızı bir kağıda yazmanız, telefon konuşmasından önce yazdıklarınızı sesli olarak tekrar etmeniz ve konuşmaya başlamadan önce derin bir nefes almanız, telefonda daha rahat konuşmanızı sağlayacaktır. Yurtdışıyla telefon görüşmesinin ekstra bir maliyet olduğunu düşünerek anlatmak istediklerinizi hızlı bir şekilde anlatmaya çalışmayın çünkü karşı tarafın sizi yanlış anlaması telefon faturasından çok daha büyük maliyetlere sebep olabilir. Görüşmede uzun cümleler kurmaktan kaçının ve ara ara konuşmanızı keserek karşı tarafın sizi anladığını teyit edin.

2.   Telefonda konuştuğunuz kişiyi anladığınızdan emin olun

Telefon konuşması esnasında bir konuyu anlamadıysanız olumsuz bir imaj oluşturacağı çekincesiyle anlamış gibi davranmayın çünkü bunu yaparsanız katılmayacağınız, onaylamayacağınız bir talebi bilmeden onaylamış olabilirsiniz ve bu durum beraberinde istemeyeceğiniz sorunlar getirebilir. Bir konuyu anlamadığınızda doğru ifadelerle konuyu anlamadığınızı karşı tarafa mutlaka iletmelisiniz. Karşı tarafın daha yavaş konuşmasını istemekten, tekrar etmesini istemekten çekinmeyin. Telefon konuşması esnasında bulunduğunuz yerin gürültülü olmamasını sağlayarak görüşme kalitesini arttırın.

 3.   Bir arkadaşınızla ya da öğretmeninizle pratik yapın

Telefonda İngilizce konuşma yeteneğinizi geliştirmek istiyorsanız mutlaka pratik yapın. İngilizcesi yeterli düzeyde olan bir arkadaşınızla ya da İngilizce öğretmeninizle telefonda İngilizce konuşun. Bu anlamda en iyi pratik anadili İngilizce olan bir yabancıdan İngilizce konuşma dersleri almaktır. Bu pratiklerde telefonda İngilizce konuşma kalıplarını kullanmaya çalışın.

4.   Telefonda İngilizce konuşma kalıplarını öğrenin

Telefonda konuşma kalıpları dilden dile değişmektedir. Yazıma eklediğim tabloda genel İngilizce telefon kalıplarını paylaştım. Günlük İngilizce konuşma kalıpları ile telefonda İngilizce konuşma kalıpları arasında farklılıklar vardır. Sizin küçük bir fark olarak gördünüz bir sözcük konuştuğunuz kişinin sizi yanlış anlamasına ya da sizin kaba konuştuğunuzu düşünmesine sebep olabilir.

5.   Telefon numaralarının İngilizce olarak ifade edilmesiyle ilgili pratik yapın

İngilizce’de rakamların nasıl kodlandığını, bir telefon numarasının karşı tarafa nasıl iletilmesi gerektiğini öğrenin ve telefonda pratik yaparak öğrendiğiniz kalıpları kullanın. İngilizce’de bir telefon numarası söylenirken numaradaki sayılar tek tek okunur. Örneğin 212 telefon kodu, Türkçe’de iki yüz on iki olarak okunurken İngilizce’de two one  two olarak okunur. Türkçe’de çift sözcüğünün kullanıldığı durumlarda İngilizce’de double denir. Örneğin, 00,  Türkçe’de çift sıfır, İngilizce’de double-oh olarak okunur.

 

İngilizce Telefon Görüşmesi Terimleri

answering machine

Telesekreter

busy signal

Meşgul sinyali

call

Telefon konuşması

caller

Telefonla arayan kişi

call back/phone back

Daha önceden telefonla arayan kişiyi telefonla geri aramak

call display

Telefonla arayan kişinin ismi, numarası gibi bilgilerin göründüğü telefon cihazı üzerindeki ekran

cellular phone/cell phone

Cep telefonu

cordless phone

Telsizli telefon

dial

Numarayı girerek telefonun arama tuşuna basmak

dial tone

Telefon açıldığında duyulan ses

directory/phone book

Telefon defteri

hang up

Telefonu kapatmak. “Hang up on someone” şeklinde kullanıldığında telefonu birinin suratına kapatmak anlamına gelir.

operator

Operatör

phone booth/pay phone

Ankesörlü telefon

pick up

Çalan telefona cevap vermek

ring

Telefonun çalması

 

Telefonda İngilizce Konuşma Kalıpları

telefona cevap vermek

  • Hello? (resmi olmayan ifade şekli)
  • Thank you for calling ABC Company. Jody speaking. How can I help you?
  • Doctor's office.

telefonda kendinizi tanıtmak

  • Hey George. It's Mert calling. (resmi olmayan ifade şekli )
  • Hello, this is Kubilay Şimşek calling.
  • Hi, it's Sevgi from the dentist's office here.
  • This is she.*
  • Speaking.*

*Telefona bakan kişi, arayan kişinin kendisini duyup duymadığını teyit etmek için bu ifadeyi kullanır.

telefonda bir kişiyle görüşmek istediğinizi sormak

  • Is Fred in? (resmi olmayan ifade şekli)
  • Is Jackson there, please? (resmi olmayan ifade şekli)
  • Can I talk to your sister? (resmi olmayan ifade şekli)
  • May I speak with Mr. Green, please?
  • Would the doctor be in/available?

telefonda birisine bağlanmak

  • Just a sec. I'll get him. (resmi olmayan ifade şekli)
  • Hang on one second. (resmi olmayan ifade şekli)
  • Please hold and I'll put you through to his office.
  • One moment please.
  • All of our operators are busy at this time. Please hold for the next available person.

telefon konuşması esnasında konuşma ile ilgili bazı taleplerde bulunmak

  • Could you please repeat that?
  • Would you mind spelling that for me?
  • Could you speak up a little please?
  • Can you speak a little slower please. My English isn't very strong.
  • Can you call me back? I think we have a bad connection.
  • Can you please hold for a minute? I have another call.

telefonda arayan kişinin mesaj bırakmasını istemek

  • Duygu's not in. Who's this? (resmi olmayan ifade şekli)
  • I'm sorry, Servet's not here at the moment. Can I ask who's calling?
  • I'm afraid he's stepped out. Would you like to leave a message?
  • He's on lunch right now.Who's calling please?
  • He's busy right now. Can you call again later?
  • I'll let him know you called.
  • I'll make sure she gets the message.

telefonda aranılan kişiye ulaşılamaması durumunda mesaj bırakmak

  • Yes, can you tell him his wife called, please.
  • No, that's okay, I'll call back later.
  • Yes, it's Zeynep from ABC Ltd here. When do you expect her back in the office?
  • Thanks, could you ask him to call Deniz when he gets in?
  • Do you have a pen handy. I don't think he has my number.
  • Thanks. My number is 336 45 56, extension 12.

telefonda bir bilgiyi teyit etmek

  • Okay, I've got it all down.
  • Let me repeat that just to make sure.
  • Did you say Büyükdere St.?
  • You said your name was John, right?
  • I'll make sure he gets the message.

telesekreter mesajı dinlemek

  • Hello. You've reached 222-6789. Please leave a detailed message after the beep.Thank you.
  • Hi, this is Elizabeth. I'm sorry I'm not available to take your call at this time. Leave me a message and I'll get back to you as soon as I can.
  • Thank you for calling Dr. Mindin's office. Our hours are 9am-5pm, Monday-Friday. Please call back during these hours, or leave a message after the tone. If this is an emergency please call the hospital at 333-7896.

telesekretere mesaj bırakmak

  • Hey Mikako. It's Selin. Call me! (informal)
  • Hello, this is Hasan calling for Luke. Could you please return my call as soon as possible. My number is 334-5689. Thank you.
  • Hello Maxwell. This is Senem from the doctor's office calling. I just wanted to let you know that you're due for a check-up this month. Please give us a ring/buzz whenever it's convenient.

telefon konuşmasını sonlandırmak

  • Well, I guess I better get going. Talk to you soon.
  • Thanks for calling. Bye for now.
  • I have to let you go now.
  • I have another call coming through. I better run.
  • I'm afraid that's my other line.
  • I'll talk to you again soon. Bye.

 

Cem Oğraş

Fluent English

Turkish Lesson 18 Kasım 2012

Turkish Lessons

Being relocated to another country gives international assignees a number of wonderful cultural and linguistic opportunities to learn the local customs, traditions and language. While this can be exciting and stimulating it can also be very challenging. One of the biggest challenges of adapting to a new culture and communicating effectively with local counterparts is the language barrier between expats and local employees and residents.

To be prepared for the first few months of the international assignment, however, it’s important to first have a basic understanding of the local language such as key expressions and greetings or the ability to read the alphabet if it’s in a different script. By taking language training courses to learn some of the key elements of the language before the international assignment, expatriates will find learning the local language much easier and will experience a much smoother adjustment period.

Please do not hesitate to contact me if you need professional Turkish lesson. It is a pleasure for my company to work with you. 

Cem Oğraş, Fluent English

 

turkish for expats,turkish for foreigners,turkish private lesson,turkish tutoring,turkish course,turkish lesson,yabancıdan ingilizce,yabancılar için Türkçe,Türkçe özel ders
 

Turkish For Foreigners 18 Kasım 2012

The differences between English and Turkish

Turkish is a member of the Turkic language group and belongs to the larger Altaic family. It is spoken mainly in Turkey and the surrounding regions and has about 70 million native-speakers world-wide. It has borrowed heavily from Persian, Arabic and French which makes it is easy to find known words in Turkish for foreigners.

A most significant change in the language happened in 1928. It was in this year that the Ottoman script, a version of the Arabic alphabet, was replaced by the Latin alphabet that is used by English and most of the western languages. This alphabet change simplified Turkish for foreigners who are using Latin alphabet.

Turkish is an agglutinative language. This means that endings are added one by one to the root of a word to produce the desired meaning. So an English verb phrase such as You should not have to go would be expressed in Turkish as a single word with go as the root.

The Turkish alphabet consists of 29 letters. It lacks the Q, W and X of English, but includes letters with a diacritic, such as Ç. There are 8 vowels and 21 consonants.

Grammar - Verb/Tense: Most aspects of the English verb system have their counterparts in Turkish. However the absence of a separate verb to be is one of the most important differences.

Grammar - Other: In contrast to English, written Turkish follows a Subject-Object-Verb pattern. There are some other word order differences such as 'prepositions' following the noun in Turkish, modal verbs following main verbs, relative clauses preceding the noun they modify.

Turkish has no definite article, and use of the indefinite article does not always coincide with its use in English. Similarly, personal pronouns in Turkish are used much less frequently than in English.

Vocabulary: In daily usage there are few English-Turkish cognates, and those are mainly words that share French roots. However in business life there are many English-Turkish cognates because of globalization and the weight of English as a language in business. This simplifies understanding Turkish For Expats in business life. 

Miscellaneous: Modern Turkish is, and was designed to be, phonetic. This means that a word's spelling can almost certainly be predicted from its pronunciation. And its pronunciation can be predicted from its spelling.

 

Cem Oğraş, Fluent English

 

turkish for foreigners,turkish for expats,turkish lesson,

How To Enhance Your Turkish Lesson? 03 Aralık 2012

It is hard to improve  Turkish for foreigners who are working as expat in a busy environment. However there are a few tips that might help. The most important advice is “Make it your hobby, not a chore, but above all have fun!”

Don't be in too much of a hurry. It is a long journey and there will be delays and frustrations along the way. Sometimes you will be in the fast lane and other times you will be stuck in traffic, but there will also be lots of interesting things and interesting people along the way. Take your time to really enjoy the experience.

Learning is a skill and it can be improved. There are many ways to improve the level of Turkish for foreigners, but it differs from person to person.

The path of learning effectively is through knowing;

  • Yourself
  • Your capacity to learn
  • Processes you have successfully used in the past
  • Lessons you took from your past foreign language learning experiences
  • Your interest, and knowledge of what you wish to learn

 

3 Effective Tips for Improving Turkish for foreigners

1. Motivate yourself

If you are not motivated to learn Turkish you will become frustrated and give up. Ask yourself the following questions, and be honest.

  • Why do you need to learn/improve Turkish?
  • Where will you need to use Turkish?
  • What skills do you need to learn/improve?
  • How soon do you need to see results?
  • How much time can you afford to devote to learning Turkish.
  • How much money can you afford to devote to learning Turkish.

 

2. Set yourself achievable goals

You know how much time you can dedicate to Turkish lessons, but a short time each day will produce better, longer-term results than a full day on the weekend and then nothing for two weeks.

Here are some goals you could set yourself:

  • Take Turkish Lessons (and attend regularly).
  • Do your homework.
  • Read a book or a comic every month.
  • Learn a new word every day.
  • Read a news article on the internet every day.
  • Do 10 minutes listening practice every day.
  • Watch a Turkish film at least once a month.
  • Follow a TV series, comedy or radio program. (Turkish TV Series are very popular among the world. It would be interesting to watch them in original language)


3. A good way to meet your goals is to establish a system of rewards and punishments.

Decide on a reward you will give yourself for fulfilling your goals for a month.

  • A bottle of your favourite drink
  • A meal out / or a nice meal at home
  • A new outfit
  • A manicure or massage

 

Cem Oğraş, Fluent English

İş İngilizcesi Bölüm 1 04 Aralık 2012

İŞ İNGİLİZCESİ

Bölüm 1

İş İngilizcesini Genel İngilizceden keskin bir şekilde ayrı tutmak doğru değildir. Genel İngilizce kaidelerine hakimseniz pekala iş İngilizcesine de hakim olabilirsiniz. İş ortamında kalıplamış Türkçe ifadeler olduğu gibi İngilizcede de kalıplaşmış ifadeler bulunur. Bu ifadeleri öğrenmeniz iş ortamında yazılı ve sözlü İngilizce iletişiminizi kolaylaştırır. Yazımın bu ilk bölümünde yaptığınız iş ve çalıştığınız şirketle ilgili sık kullanılan ifadelere yer verdim.

  • Çalıştığınız yeri I work for…  ifadesini kullanarak anlatabilirsiniz. Örnek: I work for ABC A.S.
  • Hangi alanda çalıştığınızı anlatırken I work on… ifadesini kullanabilirsiniz. Örnek: I work on car design.
  • Spesifik olarak sorumluluklarınızı anlatırken I am responsible for…ya da I am in charge of.. ifadesini kullanabilirsiniz.
  • Tam zamanlı bir işi a full-time job; yarı zamanlı bir işi a part-time job;  geçici ve belirlenmiş bir süre ya da bir periyodu olmayan bir iş için a permanent job; geçici ancak belirlenmiş bir süre ya da periyodu olan bir iş için a temporary job ifadesini kullanın.
  • Vardiyalı çalışmak work on shifts ifadesiyle anlatılır. Gündüz vardiyası day shift, gece vardiyası night shiftolarak ifade edilir.
  • Şirketinizde esnek çalışma saati uygulaması var ise there is a system of flexitime in my company ifadesini kullanabilirsiniz.
  • Birçok insanla iletişim içerisinde olduğunuz bir işiniz var ve bunu İngilizce ifade etmek istiyorsanız, I deal with a lot of different people in the company cümlesini kullanabilirsiniz.
  • Yöneticiyseniz ve size bağlı çalışan sayısını ifade etmek istiyorsanız work under ifadesini kullabilirsiniz. Örnek: 20 people work under me.
  • 9-6 bir işi a nine-to-six job olarak ifade edebilirsiniz.
  • İşinizle ilgili duygularınızı ya da fikirlerinizi paylaşırken şu ifadeleri kullanabilirsiniz:
  • İşinizi ilgi çekici buluyorsunuz ve sizde pozitif duygular uyandırıyor: satisfying, stimulating, fascinating, exiting 
  • İşinizi ilgi çekici bulmuyorsunuz: dull, boring, uninteresting, unstimulating 
  • İşinizin kendini tekrar ettiğini düşünüyorsunuz: repetitive, routine 
  • Zor bir işiniz var ve sizi yoruyor: tiring, tough, hard, demanding 
  • İşinizin doğasını anlatırken şu ifadeleri kullanabilirsiniz: My work involves human contact / long hours / team   work / solving problem / travelling a lot / dealing with customers

 

Cem Oğraş, Fluent English

Yabancılar İçin Türkçe Öğreniminde Püf Noktalar 16 Aralık 2012

Türkiye’de expat olarak çalışan yabancılar için Türkçe becerilerini geliştirmek yoğun iş hayatı nedeniyle oldukça zor olabilmektedir. Ancak birkaç küçük püf noktası ile yabancılar için Türkçe öğrenmek çok daha kolay hale getirilebilir. Türkçe öğrenmeyi zorunluluk olarak değil hobi olarak görmek ve bundan keyif almak en önemli püf noktasıdır.

Çok aceleci davranmak yabancılara Türkçe öğrenmeyi zorlaştıracaktır. Bunu uzun bir yolculuk olarak görmek ve bu yolculukta gecikmeler ve hayal kırıklıkları olabileceğini unutmamak gerekir. Zaman zaman sol şeritte son sürat gideceğinizi ama zaman zaman da trafiğe sıkışıp kalacağınızı kabul ederek Türkçe öğrenmeye başlamak gerekir. Türkçe öğrenmeyi İstanbul trafiği gibi sürprizlerle dolu olarak düşünebilirsiniz. Bu yolda yaşadığınız tecrübelerden ve tanıştığınız insanlardan keyif almak hedefinize ulaşmayı kolaylaştıracaktır.

Öğrenmek bir beceridir ve kesinlikle geliştirilebilir. Yabancılar için Türkçe seviyelerini geliştirmek için birçok yöntem vardır ancak en iyi yöntem elbette kişiden kişiye değişir.

Etkin bir öğrenme yolu için aşağıdakileri bilmek çok önemlidir;

  • Kendinizi
  • Öğrenme kapasitenizi
  • Geçmiş tecrübelerinizde kullandığınız başarılı metotları
  • Geçmiş yabancı dil öğrenme tecrübelerinizden çıkardığınız dersleri
  • Ne öğrenmek istediğiniz hakkında ilgi ve bilginiz 

Yabancılar için Türkçe becerilerini geliştirmenin 3 Püf Noktası

1. Kendinizi Motive Edin

Türkçe öğrenme konusunda motive değilseniz büyük ihtimalle ilk hayal kırıklığında pes edecek ve öğrenmekten vazgeçeceksinizdir. Bu nedenle kendinize aşağıdaki soruları sorun ve dürüst cevaplar verin.

  • Neden Türkçe öğrenmek istiyorsunuz?
  • Türkçeye nerede ve niçin ihtiyaç duyacaksınız?
  • Hangi Türkçe becerilerinizi geliştirmek istiyorsunuz?
  • Ne kadar sürede sonuç almanız gerekiyor?
  • Türkçe öğrenmeye ne kadar zaman ayırabilirsiniz?
  • Türkçe öğrenmeye ne kadar bütçe ayırabilirsiniz?

 

2. Kendinize Ulaşılabilir Hedefler Belirleyin

Türkçe dersleri için ne kadar zaman ayırabileceğinize karar verdikten sonra bu zamanın planlamasını da yapmalısınız. Uzun vadeli başarılı sonuçlar için her gün kısa sürelerle Türkçe çalışmak, bir gün boyunca çalışıp iki hafta boyunca hiç çalışmamaktan daha etkili olacaktır.

Kendinize belirleyebileceğiniz bazı hedeflere aşağıda yer verilmiştir;

  • Türkçe derslerine düzenli olarak katılın.
  • Ev ödevlerinizi yapın.
  • Her ay bir kitap ya da resimli roman okuyun.
  • Her gün yeni bir kelime öğrenin.
  • Her gün internette bir haber makalesi okuyun.
  • Her gün 10 dakika dinleme egzersizi yapın.
  • Her ay bir Türk filmi izleyin.
  • Televizyonda bir dizi, şov veya bir radyo programını takip edin. (Son dönem Türk dizileri dünya çapında çok popüler. Bu dizileri orijinal dillerinde izlemek oldukça keyifli olacaktır)

 

3. Kendinize Bir Ödüllendirme Sistemi Geliştirin

Her ay belirlediğiniz hedefleri gerçekleştirdiğiniz zaman kendinizi ödüllendirin.

  • Favori içeceğinizden bir şişe
  • Dışarıda veya evde lezzetli bir yemek
  • Yeni bir kıyafet
  • Manikür veya masaj

 

Cem Oğraş, Fluent English

 


İş İngilizcesi Bölüm 2 01 Ocak 2013

İş İngilizcesi

Bölüm-2

Bu bölümde işe alım, yetkinlik, maaş ve yan haklar konusunda sıkça kullanılan İş İngilizcesi ifadelerine yer verdim.

İşe alım recruitment olarak ifade edilir ancak özellikle Amerikan İngilizcesinde hiring sözcüğü kullanılır. İşe alınan kişi için a recruit ya da a hire ifadesi kullanılır. İşe almak, employ  ya da hire fiilleriyle ifade edilir. Bir şirkette çalışmaya başladığınızı join the company  ifadesiyle anlatabilirsiniz. İşe alım yapan dışarıda faaliyet gösteren bir aracılık firması ise, bu firmayı outside recruiter, recruitment agency ya da employment agency olarak ifade edebilirsiniz.

Bir işe başvurmak apply for a job olarak ifade edilir. Bir iş ilanına başvurmayı İngilizce apply for a situation / post / position ifadeleriyle anlatabilirsiniz. Özgeçmiş, İngiliz İngilizcesinde CV (Curriculum Vitae) Amerikan İngilizcesinde resume olarak kullanılır. Önyazı, İngilizce İngilizcesinde covering letter, Amerikan İngilizcesinde ise cover letter olarak ifade edilir.

Bir şirketin işe alım metodu selection process olarak ifade edilir. Başvuru yapan kişi applicant, başvuru yapanların altyapısı backgrounds of applicants, eğitim nitelikleri educational qualifications, başvuru yazısı letter of application kalıplarıyla ifade edilir.

İşe başvuran aday candidate, grup mülakatı group discussion olarak ifade edilir. Mülakat isim olarak interview, eylem olarak da aynı şekilde interview olarak kullanılır. Yapılan testler neticesinde 3 aday başarılı bulundu ve bunu ifade etmek istiyorsunuz; we shortlist three candidates ifadesini kullanabilirsiniz.

İngilizce iş ilanlarında sıkça aşağıdaki ifadelere yer verilir:

Self-starters, proactive, self-motivated or self driven: Kendi başına iş yapmak konusunda iyi

Methodical, systematic and organized: Planlı ve düzenli olarak çalışabilen

Computer-literate: Bilgisayarda iyi

Numerate: Sayılarla arası iyi

Talented: Yaptığı işte kabiliyetli

Team player: Diğer insanlarla beraber iyi çalışabilen

Graduate: Mezun

Skilled at: Eğitimini aldığı ya da o işte daha önceden deneyimli olduğu için o işi yapma konusunda vasıflı.

Work experience: İş tecrübesi

İş İngilizcesinde olarak aylık maaş aldığınızı I get paid a salary every month olarak belirtebilirsiniz. Maaş ve satış primi alıyorsanız I get a basic salary, plus commission on everthing I sell diyebilirsiniz. Asgari ücret alıyorsanız ve yanında müşterilerinizden bahşiş alıyorsanız I get the minimum wage, plus tips şeklinde ifade edebilirsiniz.

Yan haklar fringe benefits olarak ifade edilir. Örneğin şirket arabanız bir fringe benefit’tir (I get a company car). Maaş ve yan haklar compensation package ya da remuneration package olarak ifade edilir. Compensation aynı zamanda işten ayrılan bir çalışanın tazminatı olarak da kullanılmaktadır.

Cem Oğraş, Fluent English

İş İngilizcesi Bölüm 3 10 Ocak 2013

İş İngilizcesi

Bölüm - 3

Bu bölümde, işyerleri, çalışanlar ve kariyer basamakları konularında sıkça kullanılan İş İngilizcesi ifadelerine yer verdim.

Öncelikle işyerinin bir kişinin çalıştığı yer anlamında kullanımı için working place veya workplace kelimeleri kullanılır. Bir işyerinin genel merkezi Head Office veya Headquarters (HQ); işyerinin şubeleri ise Branch veyaAgency olarak ifade edilir.

Çalışma alanı için genel olarak Office kelimesi kullanılır. İşyerinde kendilerine ait odası bulunan kişilerden bahsederken They have their individual offices ifadesi doğru olacaktır. Herkesin bir arada oturduğu açık ofisten ise open-plan offices olarak bahsedilir.

Bir şirketin çalışanlarından bahsederken employees, personnel, staff, workforce veya workers kelimeleri kullanılır. Bu ifadeler genellikle şirket yöneticileri için kullanılmaz, şirket yöneticileri için managementkelimesini kullanmak daha doğru olur. Mavi yakalı ve beyaz yakalı çalışan kavramları için İngilizce’de white-collar workers ve blue-collar workers ifadeleri kullanılır. Şirketlerde çalışanlarla ilgili süreçlerden sorumlu olan İnsan Kaynakları bölümlerinden bahsederken Human Resourses Department (HRD) veya daha eski bir tabirlePersonnel Department, İnsan Kaynakları alanı için ise Human Resourses (HR) kelimeleri ve kısaltmalarının kullanılması İş İngilizcesi için doğru olacaktır.  

İnsan Kaynakları ile yakın ilişkili konulardan biri de kariyer basamaklarıdır. Kariyer basamakları için Career Ladder veya Career Path kelimeleri kullanılır. İşe başlangıç seviyesi yani ilk kariyer basamağı için juniorifadesini kullanmak doğru olacaktır. Kariyer yolunda kıdem kazanmış kişilerden ise senior olarak bahsedilir. Tabii ki her şirketin kendi politikalarına göre kullandığı farklı ifadeler olabilmektedir, bunlardan bazılarına aşağıda yer verdim.

Memur - Officer

 Şef - Chief

Uzman yardımcısı – Assistant Specialist

Uzman - Specialist

Müdür yardımcısı – Assistant Manager

Müdür - Manager

Direktör - Director

Genel Müdür Yardımcısı – Assistant General Manager

Genel Müdür – General Manager, Chief Executive Officer (CEO)


Terfi etmek getting promotion veya get promoted olarak ifade edilir tam tersi demoted ise bir alt kariyer basamağına inmektir. Kariyer yolunun sonu olması beklenen emeklilik için retirement kelimesi kullanılır. Diğer yandan, işten ayrılma aşamasında kullanılan İş İngilizcesi’ne uygun ifadelere aşağıda yer verdim.

İstifa etmek: resign

İstifa mektubu: resignation letter

İşten çıkarılmak (bir suçu bulunduğu için): dismissed, fired, sacked, terminated

İşten çıkarılmak (bir suçu bulunmadan): laid off, made redundant

İhbar süresi: period of notices

Kıdem tazminatı: severance pay, severance benefit


Kariyer basamakları ile ilişkili en önemli konulardan biri de organizasyon şemalarında kullanılan İş İngilizcesi terimleridir. Organizasyon şeması için organization chart, organizasyon yapısı için ise oragnizational structure tabirleri kullanılır. Hiyerarşik, matriks ve yatay olmak üzere üç çeşit yapı hierarchical, matrix veflat (horizontal) olarak ifade edilir. Daha hiyerarşik bir yapıdan daha yatay bir yapıya geçilmesi için downsizedveya delayered terimleri kullanılır. Organizasyon yapısındaki değişikliklerden restructuring olarak bahsedilmesi doğru olur. Company has restructured in order to become flatter cümlesi firmanın daha yatay bir organizasyon yapısı için değişiklik yaptığının İş İngilizcesi’ndeki doğru bir ifadesidir. 

 

Cem Oğraş

Market Segment and Market Segmentation 17 Mayıs 2013

 

For some people learning business English, the terms, ‘Market segment’ and ‘Market segmentation’ can become confused with each other.  Your ‘market segmentation’ focuses on the process of subdividing your entire market into segments that have similar characteristics or needs.  Your ‘market segment’ is one section or part of your market who share similar characteristics or needs.   

 

 

Here are some examples of how to use these two expressions:

Market Segmentation:  The way that Apple carries out its market segmentation is to divide its hardware market into customer base segments.  This might include individuals, small businesses, colleges, creative industries and so on. 

Market Segment:  Although Apple believed that hobbyists would be a big market segment for their hardware, it turned out not to be the case.

 

Image courtesy of digitalart at FreeDigitalPhotos.net

Checking Understanding in a Business Meeting 18 Mayıs 2013

 

Sometimes when you have a face to face business meeting with foreign clients or customers, it might be difficult to follow the whole conversation, perhaps due to your own language level, or for example due to the clients’ accent or speed.  It also feels uncomfortable to say to the people, that you want to do business with, that you need to clarify parts of the conversation.  Instead of saying ‘Sorry, I don’t understand, could you say it again’, there are a few proactive phrases that you can use to find out if you have understood correctly:

1) Are you saying that...? = Are you saying that the product will be ready in a month’s time?

2) If I understand you correctly...? =If I understand you correctly the work will be completed by June.

These can help you save face while also checking that you have the right information.

 

Image courtesy of David Castillo Dominici at FreeDigitalPhotos.net

To Launch /To Kick Off /To Get the Ball Rolling 19 Mayıs 2013

 

What do the three expressions in the title of this tip have in common?  They all mean ‘to start something’.  Let’s look at them in detail:

a)‘To launch a product’ means to introduce the product into the market for the first time.  This could, for example, be through press releases or adverts, in order to get your customers attention.

b) ‘To kick off a meeting or discussion’ means to start a meeting or discussion.  A person might say, “Let’s kick off this discussion by sharing any ideas you have had for this project”.

c) ’To get the ball rolling’ means to begin.  For example, if you want to begin work on a project or to start a meeting, you can say to your business partner, once you have agreed your terms, “let’s get the ball rolling”.

 

 

Image courtesy of Stuart Miles at FreeDigitalPhotos.net

Email Openings 20 Mayıs 2013

In Turkish when you refer to the name of the speaker at the start of an email, you might say ‘Sayın Tony Simpson’ or ‘Tony Bey Merhaba’. 

For some people, when they translate this into English, it becomes ‘Dear Tony Simpson’ or ‘Dear Tony Bey’.  However, in English we have to do something slightly different.  In our first email exchanges, we generally have to use the person’s surname or full name and ‘Mr’.  For example:

1)      Dear Mr Simpson, ( Using the surname)

2)      Dear Mr Tony Simpson, (Using the full name)

 

As the relationship gets closer with the person, you can slowly drop the ‘Mr’ to become less formal:

                Dear Tony Simpson

Finally if Tony Simpson signs off his email as ‘Tony’, then you can begin your next email with ‘Dear Tony,’.

 

In other words, to become less formal you need to let your client lead you in how they wish to be addressed. 

 

If you are addressing a woman then you have the choice of three beginnings to replace ‘Mr’ but they are slightly different:

(1)    Dear Mrs Elizabeth Simpson (The woman is married)

(2)    Dear Miss Elizabeth Simpson (The woman is single)

(3)    Dear Ms Elizabeth Simpson (This is neutral, we don’t know if she is married or not)

Many women now prefer number 3, ‘Ms’ as it is neutral, making them feel equal with the neutral male version of ‘Mr’.

 

Image courtesy of renjith krishnan at FreeDigitalPhotos.net

Opening and closing the door 21 Mayıs 2013

In English we have several phrases that use the word ‘door’.  These are metaphors (ideas expressed in a picture).  The three metaphors we will look at today are, ‘to open the door’, ‘to close the door’ and ‘to leave the door open’.  In these metaphors the door or doors usually symbolize a possible opportunity in life.  Below are the meanings of each expression and examples of how they are used:

1) ‘To open the door’ - This means to look for a new opportunity.  An example of its usage is, ‘We have opened the door to new business partners’.  This means that the company in question is actively looking for new people to work with.

2) ‘To close the door’ - This means that the possibility of looking for a new opportunity or idea has ended.  An example of its usage is, ‘We have closed the door on the idea of buying new offices’.  In other words, buying new offices is no longer possible.

3) ‘To leave the door open’ - This means that currently we cannot find what we are looking for, but we are not ready to stop looking.  If something comes along that fits with our needs then we are ready to explore this opportunity.  An example of this usage is, ‘Although we cannot find a new partner at the moment, we have left the door open’.   This means that we haven’t found the new partner we were looking for, but we are open to the possibility of a new partner, if we find someone suitable in the future.

 

Image courtesy of Idea go at FreeDigitalPhotos.net 

INNOVATION 22 Mayıs 2013

‘Innovation’ means the process through which you create new ideas that help you to lead your business sector.  The word ‘innovation’ has other word forms to go with it.  If your company wants to describe itself as a company that is good at creating new ideas, then you can describe yourself as ‘an innovative company’.  Every company wants to lead the field with its innovation, so if you want to focus on the company as a leading, active player, then you can say that your company is ‘an innovator in the field of finance’.  If you truly are the leader, then this takes you out of the normal business environment and puts you in the same category as a pioneer.  The place that this company lives is not just in the market, but you find yourself ‘on the cutting edge’.  This means that you live in the place of new ideas and that you are creating new ideas in this space.  For example, ‘Many companies in Silicon Valley are on the cutting edge of technology ‘.

 

 

Image courtesy of Stuart Miles at FreeDigitalPhotos.net

Ending a telephone conversation 23 Mayıs 2013

Sometimes when you are with a client on the telephone and it is going on too long, you need to be able to end the conversation without being rude or abrupt.  Here are a few ways to end the conversation:

a-Please accept my apologies, but I have got to go to a meeting.

b-I have just been called to a meeting so I will need to go, but we will talk soon.

c-It has been nice talking to you and I will get back to you in the next couple of days with the answers to your questions.

d-I am going to have to go now, but I will email you tomorrow.

All of these expressions help both parties to save face and to maintain a harmonious relationship.

 

Image courtesy of photostock at FreeDigitalPhotos.net

Business English Dictionaries 24 Mayıs 2013

Various areas of business such as finance, import – export, accounting, economics, currency trading HR and so on can have their own specialised vocabulary, that are usually not found in general English learners’ dictionaries.   Google Translate and Babel are very inaccurate.  At the Intermediate level you need to start progressing to English-English dictionaries, as the higher your English level the less translation will work. Google Translate and Babel are very inaccurate. But you have a few options available to you to make your language more accurate:

1-The Oxford Business English Dictionary (for Intermediate to Advanced Learners):  It comes with an interactive CD ROM

2-Business Dictionary.com:  You can search words and more importantly phrases.  The search results will also to be related to relevant articles or videos, that either explain or use the word.

Today, start taking your English to a whole new level, by exploring these dictionary options and moving beyond translation.

Words under stress 25 Mayıs 2013

Looking at the word in today’s photo it means a legal contract that is signed by two parties for the delivery of a service.  The stress of the word is placed on the first syllable: ‘CONtracts’.  It is a noun.  But if we put the stress on the second syllable of the same word, ‘conTRACTS’, it becomes a verb, meaning either to grow smaller, or to catch an illness. 

This is why; English can sometimes be a strange language.  Two words can look the same but the way that you pronounce them can completely change the meaning.  For example let’s look at the word ‘CONTENT’. ‘Content’ pronounced with the stress on the second syllable, as in ‘I feel ConTENT today’, is the adjective with the meaning of ‘I feel happy’.  If we move the stress to the first syllable, in this sentence, ‘I feel that this business deal lacks CONtent’ then the word becomes the noun, meaning that the deal does not have enough details or substance.  The same is true for the word ‘PRESENT’.  If we place the stress on the first syllable ‘PREsent’, it either means a ‘gift’, or ‘now’.  It is a noun.  But if we put the stress on the second syllable ‘preSENT’, it actually becomes a verb, which means to give someone something or to give a talk to a group of people.   

 

Image courtesy of Stuart Miles at FreeDigitalPhotos.net

Analysing and improving your speaking 26 Mayıs 2013

It may be that you feel comfortable writing, reading and listening in English.  For some learners however they feel frustrated when sitting down to a meeting or a conversation and they cannot speak fluently.  You might feel this way.  Firstly you need to remember that you do not need to speak like a native speaker, with perfect pronunciation and grammar.  In fact if you record two native speakers talking in English there will be many grammar mistakes.  Quite a majority of English learners in the world today are communicating with foreign speakers of English due to the nature of English’s role as an international language.  Secondly you can make major improvements in speaking if you have the courage to record yourself. 

Now with your smart phone, Iphone or IPAD it is very easy to record your voice. 

So how do you go about this recording activity?

1-      Pick a topic that you want to talk about.  You could do this as a mini presentation or if you have a friend who also wants to improve their English you can have a conversation together.

2-      Record yourself speaking for about 5 minutes.

3-      After you have recorded, listen to yourself.  (This is the hard part!)

4-      Now listen again and ask yourself the following questions:

  • How is my grammar and vocabulary?  Where do I have strengths and where are my weaknesses?
  • How clear am I to understand?  Could the other person understand what I am saying from my pronunciation or my expression?
  • How cohesive is my speaking?  Am I using short sentences, or am I combining them into longer chunks? Do I use linking words to make my speech more organised?
  •  How fluent is your conversation?  Are the pauses too long?

Once you have evaluated yourself, you do the same speaking activity again and listen to the new recording to see if your speaking has improved.

Image courtesy of Stuart Miles at FreeDigitalPhotos.net

Present Perfect For New News 27 Mayıs 2013

Many students around the world have learnt that present perfect is mainly used to explain experiences that started in the past, occurred in the present and still have the possibility of happening again in the future.  For example:

1)      I have been a HR manager for the last 10 years at Garanti Bank. (the person has been a manager for 10 years, is still the manager now and will continue to be the manager)

2)      I have been to Paris on business three times.  (The person went to Paris three times in the past, is explaining the experience now, and in their mind they will go to Paris again.  The door has not closed yet).

However, there is another use for present perfect; to relate some information that has recently happened and is new to the listener.  For example:

(1)    I have just met with the manager of Yapi Kredi bank and he is willing to extend our credit. (The meeting has taken place in the last two-days)

(2)    I have written the email to the company explaining our project.  (This could be used when reporting to someone you are working with on a project, that you have completed the job that was allocated to you, quite recently)

Both of these examples happened in the past and have finished but because you are updating the listener about the recent news you can use present perfect.  If you look at any newspaper in English you will notice that at the start of some stories the present perfect is used in this way.  Why not try it out by looking at The New York Times today and identifying this use of the present perfect.   

 

Image courtesy of Stuart Miles at FreeDigitalPhotos.net

Carry 28 Mayıs 2013

‘Carry’ is quite an interesting word.  Apart from the meaning ‘to hold in your hand and take somewhere’, it actually has many other meanings related to business English.  These are the meanings we are interested in today.    The first business English meaning is shown in the example below:

Ayşe carries all the responsibility as the CEO of the company.

‘Carry’ here means ‘to have’ all of the responsibility.

When we pair ‘carry’ with several prepositions the meaning completely changes.  Look at the two examples below:

(1)    The company is carrying out its marketing strategy.

Here ‘carry out’, means to ‘do’ or ‘follow’ a plan.

(2)    Cem has decided to carry on working at the same company.

In this example ‘carry on’ means ‘continue to do something.  So today I hope you carry out your English goals by carrying on learning English.)  

 

Image courtesy of Salvatore Vuono at FreeDigitalPhotos.net

Business English Email Templates 29 Mayıs 2013

One of the harder aspects of English is writing, particularly writing formally.  With the Internet being so fast paced, you do not really have the time or space to consider how to write an email accurately.  Often you have to do the best you can in the time given.  That is why the resource I am going to introduce today can really help not only teach you how to write business emails, but also is an interactive resource that allows you to compose your email within a frame.  It also gives you an American and British English option.  The beauty of this resource is that it can then be copied to your clipboard and pasted.  There is one point to remember.  Once you have pasted the letter you will need to put it into paragraphs.  To learn and experiment with these interactive business letters visit English Grammar 4 U online at http://www.ego4u.com/en/business-english/communication/generator.   

 

Image courtesy of renjith krishnan at FreeDigitalPhotos.net

 

Describing' the rise' and 'the fall' 30 Mayıs 2013

If you are describing trends, such as your customer base, financial markets and profits or even marketing budgets you will come across the concepts of ‘rising’ and ‘falling’.  Some examples might be:

a-The gold price recently fell

b-Our marketing budget has risen over the last three years.

c-Our customer base has risen, with more clients in the 18-25 range.

However, although these words are correct, if you partner them with certain adverbs, they become much more interesting and give a more accurate picture to the person you are communicating with.    The three adverbs we will look at today are ‘dramatically’ (which means a lot), ‘gradually’ (which means at a steady even pace) and ‘gently’ (which means slowly).  If we add them to the original sentences above, the meaning becomes more detailed:

a-The gold price fell gently.

b- Our marketing budget has risen gradually over the last three years.

c-Our customer base has risen dramatically, with more clients in the 18-25 range.

So today’s challenge is to try to think of other adverbs that could go with ‘rise’ and’ fall’?  I will give you the answers tomorrow.

 

Image courtesy of digitalart at FreeDigitalPhotos.net

The rise and fall revisited 31 Mayıs 2013

Let’s start with yesterdays’ challenge.  What other adverbs did you find that could go with ‘rise’ and ‘fall’.  Here are a few that immediately come to mind:

Adverbs:  ‘rise suddenly’, ‘rise sharply’, ‘rise steadily’ (These can also be used with ‘fall’)

However, my next question today is what synonyms, could you use in place of ‘rise and ‘fall’.  Here are a few suggestions:

Rise: soar (rise like a bird flying high in the sky), increase, climb

Some sentence examples of these verbs combined with the adverbs we have been learning are included below:

a-      Our share price has suddenly soared

b-      Our customer base has steadily increased

c-       Our market share has sharply climbed over the past 5 years.

In the case of ‘fall’ here are other synonyms you could use:

Fall: plummet (fall as if you have fallen from a high building), tumbled (as if you fall out of bed), dropped, decreased

The first two words in the synonym list are demonstrated in the example sentences below:

a-      Unfortunately our share price plummeted over night.

b-      The housing market has tumbled in the US.

However, I hope that in your English learning endeavours that your efforts will soar.

Image courtesy of Stuart Miles at FreeDigitalPhotos.net

To close a deal 10 Haziran 2013

How you close a deal after your negotiations in English is quite important.  You might have reached complete agreement but you also might still have some points that you need to discuss.  There are various phrases that you can use to summarise the main points of the deal, to show that there are still areas to negotiate, or to show that you are at the written contract stage.  Let’s look at each area:

A: Summarising the deal:  If you want to check each point or to summarise the deal, you can use the following phrases:

1-Let me just go over the main points (=to summarize the whole deal)

2-On A (The point in question) we agreed that ........(To summarise point by point)

B: Areas still to negotiate:  If you want to raise the point that this is an area where you have not reached any agreement, you can say:

There’s still the outstanding issue of A.(‘outstanding' here means unfinished)

C: The written contract stage: If you want to move to a written summary or contract you can say:

1-We’ll send you a written contract based on our discussions.

2-We’ll send you a written proposal based on what we have discussed in this meeting.

Image courtesy of digitalart at FreeDigitalPhotos.net

Visuwords 11 Haziran 2013

It can be really hard to know how to use a word or how they are connected together.  That is why there is a dictionary that can show you how these words are connected just as a native speaker.  If you like colour and a non linear dictionary this is perfect for you.  The name of this dictionary is Visu Words.  As this does not work like a normal dictionary it is important that you look at the legend to understand what these connections are.  It has synonyms as well as other forms of the word and connections.  To experiment with this dictionary visit http://www.visuwords.com/.  The dictionary uses Princeton University’s Word Net as the basis for its dictionary and resources.

English at Work 12 Haziran 2013

English at Work is a fantastic series of 61 podcasts by the BBC that are fully downloadable for you to easily listen to. Each podcst covers a situation at work such as promotion, negotiation, meeting and so on. In each episode there are useful phrases highlighted for you to learn and practice. There are also simple comprehension questions to guide you for when you listen.

Finally each one comes with a full transcript and answer key PDF so you can go back and study anything you didn't understand. The series finished in April 2013 but all of the podcasts are still available and worth listening to if you have a limited time to learn or you want to review and refresh a little everyday.Visit the English at work website at http://www.bbc.co.uk/worldservice/learningenglish/general/englishatwork/.

 

A challenge 13 Haziran 2013

Today I am going to set you a challenge that you can work on and tomorrow I will give you the answers. These are business verbs and prepositions. For each verb you can add the preposition 'for', 'on', 'to' or 'no preposition'. Some verbs might have more than one possibility. For example, the verb 'depend' can take only 'on'.  Ok now that you have the idea here are the verbs for you to play with:

agree
account
apply
belong
complain
discuss
meet
phone
wait
write
enter

Good luck with the above exercise and I will see you tomorrow.

 

Image courtesy of ddpavumba at FreeDigitalPhotos.net

The answer to yesterday's preposition challenge 14 Haziran 2013

Before we look at the answers to yesterday’s preposition verb challenge, let’s just remember what you had to do.  You had to decide which prepositions each of these verbs could take.  Your options were 'for', 'on', 'to' or 'no preposition.   Ok, so here are the answers:  Each one has an example sentence to go with it.

*agree on:  They agreed on the terms of the contract.

           to:   They have agreed to work together.

*account for:  They needed to account for their expenses with the finance department

*apply for: She applied for the position of senior manager

          to:  They needed to apply their previous experience to the situation (here ‘apply to’

                 means use)         

              
*belong to:  I belong to a dynamic organization.

            on:  This folder belongs on the shelf not my desk.  (here ‘belongs on’, means putting

                    something back in its right place.  

    
*complain to:  I complained to the manager about my salary.

*discuss for :  We discuss our marketing strategy every day for 10 minutes.

             no preposition :  We discussed the proposal.

*meet  on:  We will meet on Wednesday. (day or date)

           to:  We will meet to discuss the new plan. (reason to meet)

          for: We will meet for 10 minutes   (the length of the meeting)

*phone no preposition: Please phone the CEO of the company immediately.

          for:  Please phone for some refreshments (usually ordering a service)

*wait on/for:  I am waiting on/for an answer

          to:  I am still waiting to hear what they think about our proposal

*write to:  I wrote to them yesterday

         on:  I am writing a report on the topic of globalization.

         for: I am writing the report for our client

*enter for:  Every year I enter for the competition.  (Here this means ‘apply’)

          no preposition: I entered the building.

Your competition 15 Haziran 2013

In English we have quite a few ways to describe our business competition through adjectives.  Below are four adjectives that have been mixed up that all describe this competition.  Can you recognise them?

a-efer

b-enek

c-tguoh

d-ctuoathrt

Here are the answers:

a) Free competition, means that everyone can enter and compete in the market place.

b) Keen competition means that there are other active competitors in the same market as you.

c) Tough competition means that there are many strong competitors in the market.

d) Cut throat competition means that the competition is extremely serious and it could cause you to lose your profits.

From the above adjectives, what type of competition does your company face in the market place?

 

Image courtesy of KROMKRATHOG at FreeDigitalPhotos.net

Disagreeing Politely 24 Haziran 2013

One of the hardest things to do in any language, even your own, can be to disagree in such a way that it does not offend the other person.  English unfortunately, doesn’t have the Japanese method where you tip you head to the side and say ‘but’ and everyone understands that there is a disagreement and that a new avenue needs to be explored.  However, in English saying that directly that you do not agree unless you are in a top position of power can be too direct, if not considered rude.  Therefore, disagreeing needs to be done by acknowledging that person’s idea but then changing the conversation to another direction.  Here are some phrases that can be used for disagreeing politely:

1-I agree with you up to a point but......
2-I think that’s an interesting idea but what other possibilities do we have.
3-That is one way to address the problem, however have you thought about....?
4-I think we should explore other options before committing to this idea because...



Image courtesy of fotographic1980 at FreeDigitalPhotos.net

Business English in Use 25 Haziran 2013

One of the hardest things about business English is that it has its own set of vocabulary and conventions. Even if you have good general English often you need to boost the vocabulary that you know. A great self-study book called 'Business English in Use' written by Bill Mascull and published Cambridge University Press can really help to boost your learning. It comes in various levels such as elementary, intermediate and advanced. It has approximately 66 mini two paged chapters on a wide variety of subjects. Each chapter has a detailed explanation and then exercises for you to work through. It is available in most major English selling book stores in Turkey, including Nezhi and D&R. It also importantly has an answer key so that you can see how you are progressing through each chapter. This resource is definitely worth considering, in order to supplement your business English study.

Mixing up your media prepositions 26 Haziran 2013

When sitting down to conversation with business clients, not everything revolves around your business transactions or negotiations.  There is usually everyday conversation based on the TV or something you have read.  This is where some learners can get their prepositions mixed up and confused when talking about types of media.  If you are talking about a media that is printed, such as magazines or newspapers then you use the preposition ‘in’:

I read it in a magazine yesterday.

But if you are talking about a media that was through an electronic device such as TV or the Internet then you say:

I saw it on the Internet.

I saw it on TV.

However, if you read an e-magazine or an e-newspaper edition then you still use ‘in’:

I read it in their e-magazine.

If it was a website then we use ‘on’:

I read it on their website.

This is an area where you need to be careful as it can be quite comical to say ‘I read it on a newspaper’, means that you were sat on the newspaper while you were reading it.

Image courtesy of digitalart at FreeDigitalPhotos.net

Some informations 27 Haziran 2013

While most learners understand the plural rules of countable and uncountable nouns in English for many common words, such as:

Some news (you can count the items of news)

As opposed to:

Some music (you can’t really count or quantify music so it is uncountable)

However, even for advanced learners there are a few nouns that still cause them to make mistakes with the uncountable and countable rules.  Two of the most common mistakes are:

a-We have collected some informations about the company.

b-We have conducted some researches about the company.

In both these sentences the learners have made the nouns countable.  However, in both these cases the actual thing being referred to are seen by native speakers as being stream like.  They cannot be divided into segments; there is no defined beginning and end that can be formed into physical units.  That is why they are uncountable.  So I hope today that we have been able to give you some information that will enable you to continue your research in English.  

Image courtesy of photoraidz at FreeDigitalPhotos.net

Certain relative clauses 28 Haziran 2013

Yesterday, I heard someone say in English, “I can’t meet you on Tuesday and Wednesday as these are my worked on days”.  ‘Worked on days’ seemed strange and  it suddenly reminded me of something I had read in ‘Learner English’ by Michael Swan about relative clauses in English.  When I got home I looked for the relevant section of the book about Turkish speakers and relative clauses.  In this section he explains that in Turkish some relative clauses work as an adjective before the noun.  The examples he gave are:

a-      Çalıştığmız günler...

b-      Çalıştığımız mesele...

c-       Çalıştığımız yer...

So my challenge for you today, is how would you translate these into English?  Have a go at today’s task and tomorrow I will give you the answers.

 


Relative clause answers 29 Haziran 2013

Yesterday, I set the challenge asking you to translate the following sentences into English.  So here are the answers, let’s see how you did.):

a-      Çalıştığmız günler     = The days on which we work

b-      Çalıştığımız mesele  =  The problems we are working on

c-       Çalıştığımız yer...      =  The place we work

Let’s just talk about these.  The verb part of the relative clause comes before the noun in Turkish but after the noun in English.  In example a in English you need to have the preposition ‘on’ with ‘which’ because work has a preposition and when we use a verb in a relative clause the verbs preposition attaches itself to the relative pronoun, in this case ‘which’.  In the other two example b and c, notice that the relative clause has been cut out.  You could have included the relative pronoun but usually in this type of adjective relative clause where there are two different subjects, ‘the place’ and ‘we’ in the same sentence you can cut the relative pronoun.

Appreciate 30 Haziran 2013

When asking someone to do something for you, such as to give you some information or to confirm something for you, many people use the following phrase:

I would be grateful if you could send me the information.

Remember from what we have learnt this week that information is not plural with ‘s’, but stays as ‘information’ because we cannot count it. 

In some cases some learners try to take the above phrase ‘to be grateful’ and use it with other adjectives.  One of the most common is:

I would be appreciated if you could send me the information.

While the student has swapped two adjectives, this sentence is incorrect because you have to ‘appreciate something’.   The correct way then to say this sentence is:

I would appreciate it if you could send me the information

The something is represented by ‘it’.  The other important point to note is that ‘appreciate’ is a verb, but ‘grateful’ doesn’t have its own verb, therefore we have to use the construction ‘to be grateful’.

Image courtesy of Stuart Miles at FreeDigitalPhotos.net

 

It is interested 01 Temmuz 2013

Continuing with our adjective theme from yesterday we are now going to look today at the following uses of ‘interested’ and ‘interesting’.  Sometimes these two forms can become confused for some learners.  Two sentences that learners commonly produce are:

a- It is interested

b- I am interesting in it

In a, the reason ‘Interested’ is incorrect is because usually a human being can be interested in something.  This interest comes from the inside of a person.  Therefore when we are talking about an inanimate object, such as a book or a film, that has the word ‘it’, we need to use ‘interesting’:

a- It is interesting

However, in sentence b, the ‘ing’ form ‘interesting’ gives the characteristic of something.  It can be used for people or objects.  The correct sentence for b should actually be:

b- I am interested in it

As it describes how we feel about the object rather than it’s characteristic.

Image courtesy of Boians Cho Joo Young at FreeDigitalPhotos.net

Business Gurus 02 Temmuz 2013

Do you have a guru?  Someone who mentors you or who you follow and learn from in your business is a guru.  Charles Handy recorded a series of programmes for BBC world learning English looking at his favourite business gurus.  Some of the people he discusses are:

Sumantra Ghoshal

Bill Gates

Rosabeth Moss Kanter

Gary Hammel

Each programme comes with work sheets, which cover listening note taking, grammar, vocabulary and so on.  There are also extra readings to go with some of the people he focuses on.  All of the worksheets have answer keys so that you can self-study.  With this resource you cannot only learn business English but also learn from the ideas of some of the best business gurus in the world.  This resource is ideal for upper intermediate and advanced students.  To find out more visit the BBC website here.

 

Image courtesy of jannoon028 at FreeDigitalPhotos.net

Quick vocabulary take-away 03 Temmuz 2013

How much vocabulary do you know?  How much time do you have to learn on a daily basis?  The resource I am going to share with you today, is a nice vocabulary take-away that you can do in a short amount of time.  If your time is limited then a little something is always better than absolutely nothing.  There is a website called Merrium Webster Learner’s Dictionary (http://www.learnersdictionary.com/) which is specifically designed for learners of English.  Two of the most popular areas for learners, apart from the dictionary, are Word of the Day and the Vocabulary Quiz: Words in the News.  The Word of Day gives you one word to focus on making it manageable if you have a rushed day.  The Words in the News quiz is also an excellent way to keep quickly keep your vocabulary current while also keeping up with the news.

 

Image courtesy of Stuart Miles at FreeDigitalPhotos.net

Some conversation mistakes 04 Temmuz 2013

I often sit and talk with my students and we have some casual conversation.  There are some common mistakes that seem to occur in Turkish.  We never need to feel embarrassed about making mistakes as they are a vital part of learning.  Today I am going to make a list of these common mistakes and give you 24 hours to try and correct them.  Tomorrow the answers will be posted.

1-      I went to home  at 10 last night

2-      I married with my wife in 2008

3-      I gave help to the project

4-      Wait me outside and I will be there in minute

5-      I am out of the office one time in a week

6-      I turned back to Istanbul two days ago

 

 

Image courtesy of jscreationzs at FreeDigitalPhotos.net

Some answers 05 Temmuz 2013

Yesterday we posted some conversation mistakes that Turkish people usually make. Below are the sentences we posted and the corrections.

1- I went to home at 10 last night

The correct sentence should be ‘I went home at 10 last night’. This is because home already has the idea of ‘to’ inside the word.

2- I married with my wife in 2008

In English the correct sentence is ‘I married my wife’. The word ‘with ‘ is already contained in the idea of the word ‘marry’.

3- I gave help to the project

The correct sentence for this one is ‘I helped the project’. This is a translation problem from Turkish to English.

4- Wait me outside and I will be there in a minute

In English unlike the Turkish we need to add 'for' to 'wait' to make
it correct. The correct answer is ‘Wait for me outside and I will be there in a minute’.

5- I am out of the office one time in a week

The correct sentence is ‘I am out of the office once a week’.

6- I turned back to Istanbul two days ago

Again this is a translation problem. In English we have to ‘come back’. The correct answer is ‘I came back to Istanbul two days ago’.



Image courtesy of ddpavumba at FreeDigitalPhotos.net

Departments and positions in your company 07 Temmuz 2013
Departments and positions in your company

I want you to sit back for a moment and think about your company. As you think I want you to try and answer the following questions in English to help you to describe your company:

1- How many departments does your company have?
2- Name all the departments in your company
3- Now think about all the different positions in your company. Can you name them in English?

This might seem like a trivial exercise but these are really important when trying to communicate how your company works, or introducing people in meeting to outside clients or even in correspondence. If you are struggling in this area and you do not know the name of the various departments or positions then there is a great list for you to review your vocabulary at http://www.ego4u.com/en/business-english/communication/departments-jobs. Have a look at the list in this link and any you don’t know, look them up and learn them.


Modals and phrases of obligation 08 Temmuz 2013

In Turkish when you want to tell someone that they ‘have to’ or ‘must’ do something, you use ‘meli’ and ‘malı’.  However, in English we have quite a few modals of obligation or phrases to express the same thing in Turkish.  Some are stronger than others.  Today, I am going to set you a challenge.  I want you to look at the modals verbs and obligation phrases and order them from the weakest to the strongest.  Here are the modal verbs and phrases:

* You can come to the office tomorrow.

* You must come to the office tomorrow.

* You should come to the office tomorrow.

* You have to come to the office tomorrow.

* You ought to come to the office tomorrow.  

Good luck and I will be back tomorrow with the answers.

Image courtesy of Naypong at FreeDigitalPhotos.net

 

Modals of obligation and 'must' as an invitation 09 Temmuz 2013

Yesterday, I set you a challenge.  You had to order all of the following modal verbs and obligation phrases from the weakest to the strongest.  Here are the modal verbs and phrases in the correct order:

* You must come to the office tomorrow.

* You have to come to the office tomorrow.

* You ought to come to the office tomorrow.  

* You should come to the office tomorrow.

* You can come to the office tomorrow.

How did you do?  Were there any surprises?  I want to comment on one thing today.  When we are using ‘must’, it can have two meanings depending on how you say the sentence.  If you want someone to visit your office and you would be very excited and honoured if they came, you can say in a friendly tone, ‘You must come and visit me.’  However, if you do not say it in a friendly tone then it becomes an order, which you can only issue to a subordinate (someone under your control).   

Image courtesy of nuchylee at FreeDigitalPhotos.net

Extensive reading with Time magazine 10 Temmuz 2013

If you want to make your language more natural and fluent then it is important that spend time speaking, or doing extensive listening and reading.  So today I have found a nice article that you can read, that is manageable but long enough to help you gain fluency.  When reading for fluency, it is important that you relax and don’t overuse your dictionary, or worry about unknown words unless they are stopping you understanding the meaning.  In a couple of days after you have had time to read the article, I am going to come back and give you some exercises and look at some interesting words that come up in it.  The article this time comes from Time.com and is called ‘The Time Tech 40’ and looks at the most influential people in the world of tech.  You can access the article here at http://business.time.com/2013/05/01/time-tech-40-the-ten-most-influential-tech-ceos/slide/the-time-tech-40/.

Happy reading.)

Large numbers 11 Temmuz 2013

I hope your extensive reading is going well.  If you missed it check out yesterday’s post for the article.  Tomorrow I am going to begin posting a few questions and vocabulary items from that article.  But for today, I wanted to address the issue of numbers.  When learning a language they are one of the hardest features to become fluent in.  While small numbers are easy, large numbers can become extremely difficult.  Today’s resource, although originally designed for academic English is as relevant to Business English, or any form of English where you have to start referring to large numbers.  This resource is a blog post from a blog called ‘Our place’.  It takes you through how to say large numbers, the differences between American and British English when it comes to saying large numbers, and also has exercises where you can practice recognizing large numbers.  To explore large numbers visit http://ourplace.edublogs.org/listening/.

Image courtesy of digitalart at FreeDigitalPhotos.net

Vocabulary exercise 12 Temmuz 2013

Today, we are going to look as promised at the article The Time Tech 40: The most influential minds in tech.  For this exercise I want you to read the first 6 pages and as you go along try to fine the words.  I will be back tomorrow with the answers and a new exercise.

Exercise 1: Can you find the meaning of these words?

(page 1) This word means ‘giants’.

(page 1) This word appears three times as a verb, a noun and an adjective.  It means ‘beginning’.

(page 2) This word means ‘slowly appearing in a new area’.

(page 4) This world means ‘the leader’ or ‘at the front of a new movement’.

(page 6) This word means ‘the next big product’.

Image courtesy of Stuart Miles at FreeDigitalPhotos.net

Titans, start ups and emerging markets 13 Temmuz 2013

Here are the answers to yesterday’s challenge.  Let’s have a look and see how you did.  Let’s remind ourselves of the exercise:

Exercise 1: Can you find the meaning of these words in the article?

a- (page 1) This word means ‘giants’.

The answer here is ‘titans’.  You could use the word like this:

 The Titans of the soft drinks industry are Pepsi and Coca Cola

b- (page 1) This word appears three times as a verb, a noun and an adjective. It means ‘beginning’.

The answer here was the verb ‘to start up’, the noun ‘start ups’ and the adjective ‘start up’ as in ‘a start up company’.  This means a new company in the market.

c-  (page 2) This word means ‘slowly appearing in a new area’.

The answer here was ‘emerging’.  This adjective likes the word ‘market’.  So you can have ‘an emerging market’, which means a new market that is slowly appearing but is not established yet.

d- (page 4) This world means ‘the leader’ or ‘at the front of a new movement’.

The answer here is ‘the vanguard’.  It comes from military language but is used in business English.

e- (page 6) This word means ‘the next big product’.

The answer here is ‘hit’.  If it is a hit, it means it is the new leading product in the market.  For example, the iPhone was a huge hit.


Image courtesy of suphakit73 at FreeDigitalPhotos.net

How would you describe your business relationship? 14 Temmuz 2013

In English we have many phrases or metaphors to describe our relationships.  These phrases can be used for all kinds of relationships, as well as business ones.  Let’s consider some of these:

1-      ‘It’s plain sailing’:  This image comes from sailing and describes a boat on a smooth sea.  This means that the relationship is successful and easy.  There are not many disagreements and everything flows naturally.

2-      ‘It’s all swings and roundabouts’:  This phrase comes from the old fairground where you had swings to play on and roundabouts.  Sometimes you would lose on one but then win on the other so they would even each other out.  This means that you have a balanced relationship.

3-      ‘We have reached the end of the road’: This means that although there was a relationship , for whatever reason the journey together has come to an end and the relationship is now over.

So I will leave you with a question:  Can you think of three business relationships that you have or have had that would fit these three expressions above?

Image courtesy of cooldesign at FreeDigitalPhotos.net

Professional confidence 15 Temmuz 2013

How confident are you in your professional ability?  How confident are you face to face with the client?  This is the topic of a podcast from British Council’s Learn English.  In the resource below, two people discuss various scenarios about professional confidence.  The podcast has an interactive vocabulary exercise, some detailed comprehension questions and an article.  All of these you can do as you go along while listening to the podcast.  Also the two professionals are asked questions throughout the interview.  They have to choose an A and B answer based on the questions asked by the interviewer.  You can also follow the interview and write down for each scenario whether you would choose A or B.

To access the podcast click here.

Image courtesy of artur84 at FreeDigitalPhotos.net

Time expressions 16 Temmuz 2013

Apart from the obvious time expressions, such as ‘lunch time’ or ‘tea time’, there are a few expressions that we use with time.  Here are some examples:

1- ‘The time has flown by’:  If you have had a really good conversation or meeting where you forgot about the time and it went quickly you can use this expression.

2- ‘When I heard the news, time stood still’: This means that the news was so big and shocking that time felt like it had stopped.

3- ‘It’s time’: This comes from the theatre when actors are just about to go on stage.  In business English it means that the time has come to perform and convince someone of something.  You could say this right before a presentation.

So try to use those this week or month if you can in your conversation.  But now it is time for me to wish you good bye, until tomorrow. )

Image courtesy of dan at FreeDigitalPhotos.net

Success 17 Temmuz 2013

In English there are many phrases that relate to success.  These either collocate with success or mean that you are successful or on your way to success.  Here are a few expressions:

a- ‘The only way is up’:  This means that your business or project is going in the right direction.

b- ‘The company is heads above the rest’:  This means that the company is the clear leader in the market.

c- ‘The company has arrived’:  This means that the company is now a serious player in the market.

You can also use these to describe people. So let me ask you:

Is your only way up?

Have you arrived?

Are you heads above the rest?

I will leave you with a video, called fly to paradise that was created by people in their homes through their webcams and compiled by a well known composer Eric Whitaker.  This song talks about your own success as flying.  So as you watch, why not ask yourself ‘Am I flying today?’ 

Consumer sentiment according to Coca Cola’s CEO Muhtar Kent 18 Temmuz 2013

For today’s post I have researched an interview that Muhtar Kent gave to the Nightly Business Review this year.  In this video the interviewer and Muhtar Kent discuss consumer sentiment, the global economy, new regulations for the drinks’ industry and women in positions of leadership.  Before you listen, I want to point out some interesting collocations and phrases that partner with ‘consumer’:

1-      consumer sentiment:  This means the feelings and actions of consumers.  A good phrase that is used in the video is ‘from a consumer sentiment point of view’, which means from the perspective of consumers.

2-      consumer spending habits: This means how consumers spend their money.

3-      consumer confidence:  Interestingly in English we like to partner this phrase with ‘high consumer confidence’(which means people are spending money) or ‘low consumer confidence’ (which means consumers are not really spending a lot of money at the moment).

As you listen to the interview see if you can hear these phrases.  Also remember that although Muhtar Kent is not a native speaker of English, he is proficient.  You can learn a lot from advanced speakers such as him.

Image courtesy of Boians Cho Joo Young at FreeDigitalPhotos.net

 

Gold 19 Temmuz 2013

Today we are going to listen to a video about gold from Bloomberg.com entitled ‘Bernanke: ‘No One Understands Gold Prices’.  Bernanke discusses people’s perception of gold.  In the clip there are a few interesting phrases that are used to refer to gold.

(1)   If you have gold in your portfolio then you are ‘holding gold’.

(2)   The price of gold can be described as ‘going up’ or ‘going down’.  This up and down pattern is also described as ‘the movement of gold’.

(3)   The video also refers to ‘the protection that gold affords’.  ‘Affords’ here means ‘give’ and not its usual meaning of ‘having enough money or resources to do something’.

Bernanke also states that many people see gold as an asset, either as an ‘inflation hedge’ or as a psychological tool to protect themselves as a ‘disaster insurance’.  How far would you agree with Bernanke’s views?  Watch this video and see if you can pick up the phrases and the themes.   

Image courtesy of pakorn at FreeDigitalPhotos.net

Projects 20 Temmuz 2013

For today’s post we are going to look at vocabulary that goes along with projects and project management.  However, instead of me giving you the words, there is a great business pod cast on You Tube that will teach you this vocabulary.  This resource gives you some text and highlights the key words in red.  It then goes over each word and its pronunciation and puts it in context.  The nice thing is that this clip is 10 minutes long and you could also access it on your phone, if you want to learn on the go.  To watch this clip click here.

How do you conduct a meeting? 21 Temmuz 2013

Business innovator Nilofer Merchant in this short TEDtalk looks physically at how we conduct a meeting.  The normal mode of operation is to sit down rather than stand and move around, but this can have real consequences for health.  So in this video she suggests the walk and talk meeting, an innovative idea to not only boost your health but also your creative thinking.  In this video she uses some interesting phrases that I want to highlight:

1)      ‘Sitting is so incredibly prevalent’  – This means that sitting is so common that no one think about it anymore.

2)      ‘Out of the box thinking’ – this means not thinking in a traditional way rather than looking at it from different perspectives.

3)      ‘Fresh air drives fresh thinking’  – In English creativity is driven by something else.  In this case fresh air causes fresh thinking.

 So let me ask you:

What is prevalent in your life?

How do you do your out of the box thinking?

Does fresh air produce fresh thinking for you?

Have a good Sunday.)

 

Image courtesy of Boians Cho Joo Young at FreeDigitalPhotos.net


Phrases with 'off' 22 Temmuz 2013

In English we have a lot of phrases with off to explain various situations.  You will hear these often, particularly if you are in contact with foreigners on a regular basis.  Here are a few of the common ones:

1-      ‘to get off on the wrong foot’ – This means to start something in the wrong way.  This might be due to a misunderstanding, or a problem in supplying the customer.  You can say ‘we got off on the wrong foot’.

2-      ‘to be caught off your guard’ – This means that something happened that you weren’t prepared for.  You could say ‘the change in the deadline caught me off my guard’.

3-      ‘to carry something off’ -  This means to succeed at something that was extremely difficult.  You did not expect to succeed.  For example, you could say ‘Although it was last minute, we carried the presentation off’.

So I hope today that you did not get off on the wrong foot, that you were not caught off guard and that you were able to carry something off successfully.

Image courtesy of Stuart Miles at FreeDigitalPhotos.net

The virtual valet 23 Temmuz 2013

Today I am not going to post any words or grammar items.  Instead I am going to give you an extensive reading text about virtual valets.  This article focuses on how a huge industry is being created for individuals and businesses to look good and have a good reputation on line.  As business moves more and more into the online arena then these services become more sought after.  As you enjoy the article, see how many phrases you can find that relate to services or collocate with services.  Tomorrow I will elaborate on some of these.  Enjoy the article.)

 

Image courtesy of artur84 at FreeDigitalPhotos.net

To provide a service 24 Temmuz 2013

With the birth of the royal baby being projected around the world, many commentators have noted that his whole life will not be his own but related to the service of others as a member of the royal family.  With this in mind and looking back at yesterday’s article here are some phrases that relate to providing services to others.  Let’s consider each one:

A - an entire industry dedicated to helping individuals and businesses manage their online reputations

Here ‘dedicated to helping’, means providing a service.  So you could say ‘Our company is dedicated to providing accurate financial advice’.

B – (i) The services he offered ranged from 150-490 euros (£130-£420)

     (ii) Mr Cobain's agency offers a range of services

Usually services are offered or provided.  Note the difference between whether ‘service’ is the subject or the object of the sentence.  ‘range’ here means, a wide variety of services.

C - He runs the social media activities of up to half a dozen clients at a time

‘runs’ is an alternative way to say ‘offers a service’.  Note that you need to have ‘activities’ or ‘projects’ after ‘runs’.   

D - the service is also proving popular with estate agents.

If a service you provide is working well and you have many customers using the service you can use the phrase ‘proving popular with’ to show that many people are buying or using it.

E - The service can tackle older, damaged photos  

This is another way for you to say that this is a service we provide by using the word ‘tackle’.  You could say, ‘This service can tackle your business portfolio and your online reputation’.

Image courtesy of Gualberto107 at FreeDigitalPhotos.net

Connecting the dots: A talk by Charlotte Lamprecht, CEO of Casper 25 Temmuz 2013

Charlotte Lamprecht, the CEO of the Turkish computer company Casper, believes that a career progression can be broken down into 4 phases:

Phase 1: Doing business

Phase 2: Managing the business

Phase 3: Managing a team

Phase 4: Leading the business

In this video she expands on this idea.  As you listen to her ideas, how much do you agree with her four phase approach?  Which phase are you at in your own life?

As a side note, interestingly, this talk was actually given in Turkey in English at a TurkishWin open meeting, which mentors women in business.  It is an open group that meets regularly.  If you want to have an opportunity to improve your listening live and meet interesting women and men (yes they do attend!) TurkishWin has regular get togethers.  To find out more about TurkishWin visit their website here.

Business phrasal verbs 26 Temmuz 2013

Usually phrasal verbs are associated with informal English, particularly in conversation and the more formal you become the less phrasal verbs you use.  However, the one exception is business English.  Even in a formal setting you will find phrasal verbs.  It is an interesting exception to the rule.  That is why I have been looking for a list that would give you some of the main phrasal verbs for business English with an explanation of the meaning and an example sentence.  Today, I have found what I am looking for at Business English Resources.  Here you will find a list of some of the main phrasal verbs used in business conversation.  It is also printable.

Opposites and Millennials 27 Temmuz 2013

Migros does it as well as Carrefour.  Delivering food to your door via the Internet has a huge potential market if you can get customers to cut out going to the store.  On Nightly Business Report recently, they looked at this 650 billion dollar sector in the US with the entry of Amazon.com into this sector.  The article I am going to post today is entitled ‘Your next meal may come compliments of Amazon’.  There is a brief introductory video but the actual article holds some interesting language points related to opposites.  In this case a phrase is either positive or negative and the opposite phrase is either positive or negative.  Here are some of the pairs:

a-      The groundbreaking Internet grocery business flew high’ in the dotcom boom, then ‘imploded’ in 2001.  -  ‘Flew high’ means had an amazing quick success but ‘imploded’ means to have a huge failure.

b-      Since that ‘initial debacle’, local companies like Fresh Direct and national chains like Safeway have ‘made headway’ – Here ‘initial debacle’ means first disaster, but the opposite phrase ‘made headway’ means have recovered enough to build a business.

c-       You really want to make sure that you can ‘work out the kinks’ and ‘deliver a great experience’.  – In this pairing ‘work out the kinks’, means to solve the problems.  Once you have worked out the kinks then you can deliver a great customer experience.

However, my favourite phrases from the article are the way the writer refers to people who use the Internet in a modern way.  They are referred to as ‘millennial minded customers’ or ‘millennials’.   So I will wish to all you millennials out there a wonderful Saturday.)

 

Image courtesy of Danilo Rizzuti at FreeDigitalPhotos.net

Really becoming fluent through films 28 Temmuz 2013

There comes a point in any language journey, where the time has come to really push for fluency, rather than the safe option.  I know because I came to a point in my French study where simply studying the language was not enough, I needed to push myself to try to understand like a native person, without having to think.  This is not easy if you do not live in the country where the language is spoken.  However, I did find a good solution to help me on my way to fluency and that was watching films without subtitles.  At first it is a little scary, as the first 30 minutes of the film can just wash over your ears, but as you slowly get used to having no subtitles, you ears start to really hear the words and the accents used.  A good way to start is to watch a film that you have seen before.  You will know the story so then you won’t become frustrated.  Another way to do this is to watch with a friend who is also learning English.  That way you can encourage yourself to keep going and check with each other if you don’t understand.  The other advantage of this method was that it was enjoyable, so I wanted to do it more.  All you need to do is pick a film and get going.)

Image courtesy of digitalart at FreeDigitalPhotos.net   

Summer and sport metaphors 29 Temmuz 2013

Summer and sport seem to go together as do business English and sports’ metaphors.  You will hear native speakers use these metaphors for sports that use a ball.  Here goes.)

1-      A ball park figure:  This means to give an estimate of what something will cost.  For example, ‘For this project you are talking about a ball park figure of between 10,000 to 30,000 TL’.

2-      The ball is in your court:  This means that the ball has arrived at you and you have to decide whether you are going to hit the ball back or not.  For example, a client is negotiating a new contract with you and you reach a point where the final decision needs to be made.  You no longer want to make a concession.  The client has to accept the terms or not accept them, so you could say ‘the ball is in your court’.

3-      To refuse to play ball:  This means that the person is refusing to interact with you.  You might want to negotiate a new contract, but the client isn’t interested and won’t even open the negotiations, so you can say that ‘they are refusing to play ball’.

 

Image courtesy of Salvatore Vuono at FreeDigitalPhotos.net

The male/female question 30 Temmuz 2013

For quite a while now there has been a shift in the way that we refer to males or females in the English speaking world.  Many of you reading this today might think that what I am about to write is grammatically incorrect, but current usage in language always out ways grammar.  I want you to imagine that you have to present your typical client or customer to another company that you want to work with.  I am going to give you a sentence and I want you to fill in the gap.  Here goes:

We completed research on our typical customer.   _________ is about 25 – 35 years old and is savvy about technology.

What did you put in the gap?  Traditionally, when talking about the typical customer the generic form would be ‘he’, unless your typical customer is only female.  However, over the last ten years this has really changed in English.  When you are talking generically about a person and you need to use a pronoun ‘he’ is no longer appropriate, instead you need to use ‘THEY’!!!  So the sentence above would read:

We completed research on our typical customer.  ‘They are’ about 25 – 35 years old and are savvy about technology.

This is because it is seen as sexist now to use ‘he’ for a generic situation.  The other way around this is to use the phrase ‘he/she’ in the gap:

We completed research on our typical customer.  He/she is about 25 – 35 years old and is savvy about technology.

If you want a written convention, then something that is appearing more and more in writing is also this version, ‘s/he’ to go in the gap.

Image courtesy of Vlado at FreeDigitalPhotos.net

Summer 31 Temmuz 2013

Summer has arrived and as a result we will be taking a small break from posting in August.  Our posts will resume in autumn in September.  Therefore it leaves me to wish you all a fantastic summer wherever you may be.  If you want to keep having a small hit of English every day during august, remember that you can watch TED videos at TED.com, or read the news at the New York times (one article is enough a day) or even listen to music in English.  It also finally leaves me to wish you all a very happy bayram, which will be arriving soon in August.  Have a great summer and see you in September.

Image courtesy of Salvatore Vuono at FreeDigitalPhotos.net

İngilizce Sunum Yapanlar İçin Pratik Tavsiyeler 22 Kasım 2014

Başarılı bir sunum yapmak, kendi ana dilimizde dahi zorken bir sunumu İngilizce yapmak sunum boyunca ekstra dikkat ve sunum öncesinde de ekstra hazırlık sürecini gerektirir. Ben bu konudaki tavsiyelerimi bir sunumu bölümlere ayırarak paylaşacağım. Bu yazımın içeriği, ilk bölüm, bir sunuma başlangıç.


1. Sunumun İçeriğini Kendi Cümlelerinizle Hazırlayın: Bunu yapmanız, İngilizce sunumunuza hakim olmanızı ve sunumu sözlü olarak da yapabilmenizi kolaylaştırır. Sunum dosyamıza farklı kaynaklardan nicel ve nitel alıntılar ekleriz. Sunuma koyduğunuz alıntı, ana dili İngilizce olan ya da İngilizce düzeyi sizin İngilizce düzeyinizden daha iyi olan bir kişi tarafından hazırlanmış olabilir. Etkileyici görüneceğini düşünerek alıntıyı o haliyle bırakmayın; o alıntıyı kendi İngilizce düzeyinize göre sadeleştirin. Bunu yapmazsanız, dinleyiciler, ekranda gördükleri İngilizce ile sizin konuştuğunuz İngilizce arasındaki farkı hemen anlar.

2. Sunum Dosyanızı İngilizcesine Güvendiğiniz Bir Kişiye Kontrol Ettirin:Sunumunuzu kendi cümlelerinizle hazırladıktan sonra ana dili İngilizce olan bir çalışma arkadaşınıza, İngilizce eğitmeninize ya da İngilizce düzeyine güvendiğiniz bir arkadaşınıza kontrol ettirin. Sunumun İngilizce seviyesini sabit tutarak varsa hataları düzeltin. Şayet mümkünse, sunumunuzu sözlü olarak da öncelikle o kişiye yaparak fikirlerini alın.

3. Sunumla İlgili Pratik Yapın: Sunumu öncelikle kendinize yapın ve sunumunuzu olabildiğince çok tekrar edin. Sunum esnasında dinleyicilerden size gelebilecek soruları belirleyin ve vereceğiniz cevapları İngilizce olarak hazırlayıp bir yere not alın. Not aldığınız İngilizce cevapları sözlü olarak tekrarlayın.

4. Mükemmeliyetçi Olmayın: Sunum esnasında hata yapabilirsiniz, bir kelimeyi yanlış telaffuz edebilirsiniz, bir kelimenin o esnada İngilizce karşılığı aklınıza gelmeyebilir. Bu tip durumlarda panik yapmayın, derin bir nefes alıp sunumunuza devam edin. Sunumunuzu kendi ana dilinizde yapmadığınızı dinleyiciler de biliyor, bu konuda empatik olacaklardır.

5. Vücut Dilinizi İyi Kullanın: İngilizceye ana diliniz kadar hakim olmadığınız için, sunumunuz esnasında kullandığınız vücut dilinin önemi artıyor. Doğru vücut hareketleri, jest ve mimiklerle dinleyicilerin sizi daha iyi anlamalarına ve size odaklanmalarına yardımcı olun.

 

Aşağıya sunuma başlangıç bölümünde faydalanabileceğiniz bazı İngilizce kalıplar ekledim.

 

Dinleyicilerin dikkatini kendi üzerinize çekmek istiyorsunuz:

  • If I could have everybody's attention.
  • If we can start.
  • Perhaps we should begin?
  • Let's get started.

 

Dinleyicilere hoşgeldin demek istiyorsunuz:

  • Welcome to ABC Company.
  • Thank you for coming today.
  • Good morning, ladies and gentlemen.
  • On behalf of XYZ Company, I'd like to welcome you.

 

Kendinizi tanıtmak istiyorsunuz:

  • My name's Zeynep Oğraş. I'm responsible for travel arrangements.
  • For those of you who don't know me, my name's Kubilay Şimşek.
  • As you know, I'm in charge of public relations.
  • I'm the new Marketing Manager.

 

Sunumunuzun amacını söylemek istiyorsunuz:

  • This morning I'd like to present our new processor.
  • Today I'd like to discuss our failures in the Japanese market and suggest a new approach.
  • This afternoon, I'd like to report on my study into the German market.
  • What I want to do this morning is to talk to you about our new mobile telephone system.
  • What I want to do is to tell you about our successes and failures in introducing new working patterns.
  • What I want to do is to show you how we've made our first successful steps in the potentially huge Chinese market.

 

Sorulara nasıl cevap vereceğinizi söylemek istiyorsunuz:

  • If you have any questions, I'll be happy to answer them as we go along.
  • Feel free to ask any questions.
  • Perhaps we can leave any questions you have until the end?
  • There will be plenty of time for questions at the end.

 

 

Cem Oğraş

Fluent English for Professionals


İngilizce Sunum İçin Anahtar Fiiller 25 Kasım 2014

İngilizce sunum konusundaki bir önceki yazımda bazı genel tavsiyeler ve sunumunuzun başlangıç bölümünde faydalanabileceğiniz bazı İngilizce kalıplar paylaşmıştım. Bu yazımda ana dili İngilizce olan konuşmacıların hemen hemen yaptıkları her sunumda duyduğum ama bizlerin yaptığı İngilizce sunumlarda kullanıldığına pek şahit olmadığım 11 tane anahtar fiili aktarmaya çalışacağım.

Bu 11 fiili İngilizce sunumumda kullanmak zorunda mıyım? Olmazsa olmazlar mıdır?

- Hayır, zorunda değildiniz. Mevcut kelime dağarcığınızla da pekala sunumunuzu yapabilirsiniz.

Peki bu fiilleri öğrenmemin bana faydası nedir?

- 3 faydası var:

1. Zaman kaybetmemek için. O anki aktarmak istediğiniz eylemin tam karşılığı olan İngilizce fiili bilmiyorsanız, kendi kelime dağarcığınızda olan ve o fiile yakın anlamdaki başka bir fiili yanına nesne, bağlaç vb. ekleyerek ya da fazladan bir cümle kurarak anlatırsınız. Bu da gereksiz yere uzun cümleler kurmanıza sebep olur. Sunumunuz için size ayrılan süre genelde kısıtlıdır. Size geniş bir zaman verilse dahi dinleyiciler belirli bir süreden sonra odaklarını kaybedecekleri için sunumunuzu optimum sürede bitirmek sağlıklı olacaktır. Bunda dolayı İngilizce sunumda doğru fiili seçmek size zaman kazandırır.

2. Dinleyicilerin sizi doğru anlaması için. İş İngilizcesinde aktif olarak kullanılan fiil sayısı İş Türkçesinde aktif olarak kullanılan fiil sayısından daha fazladır. Zaten bu sebeple ister istemez iş ortamında Türkçe cümlelerimizin içine İngilizce sözcükleri orijinal haliyle ekleriz. Kendi dilini çok seven bir insan olarak böyle olmasını hiç istemem ama bu durumu da anlıyorum. Dolayısıyla, Türkçe fiillerin İngilizce karşılıklarını genellikle tam olarak bulabiliyorken zaman zaman İngilizce bir fiilin Türkçe karşılığını bulamıyoruz. Bu sebeple bazı İngilizce fiillerin anlamlarını bilmeli ve İngilizce konuşurken yeri geldiğinde o filleri kullanmaya çalışmalıyız. Bunu yapmazsak aktarmak istediklerimizi karşı taraf tam olarak anlamayabilir.

3. Dinleyicilerin dikkatini üzerinize çekmeniz için. İngilizce cümlelerinizi sürekli aynı fiilleri kullanarak kurarsanız, bir süre sonra dinleyiciler bundan sıkılacaklardır ve odaklarını kaybedeceklerdir. Sunumunuzu zengin bir kelime dağarcığı ile yaparsanız dinleyicilerin dikkatini çekersiniz.

Yukarıda bahsettiğim fiilleri aşağıda örneklerle açıklamaya çalıştım.

 

 

To outline: Bir konunun genel özellikleri göstermek.

Sunumunuz süresince hangi konularla ilgili genel bilgiler vereceğinizi ya da genel hatlarıyla hangi konulara değineceğinizi dinleyicilerle paylaşıyorsunuz:

Today, I would like to outline three milestones.

I'd like to outline the new policy and give you some practical examples.

To move on: Birşeyi bırakıp diğerine geçmek.

Sunumunuz sırasında bir konuyu tamamladınız, şimdi o konuyla ilişkili diğer bir konuya geçmek istiyorsunuz. Bir konunun alt başlıklarını anlattığınızı düşünün, bir alt başlığı bitirdiğiniz, şimdi diğer bir alt başlığa geçiyorsunuz.

I would like to move on to the next point if there are no further questions.

Let’s move on the next point.

To turn to: Başka bir şeye geçmek.

Bir konuyu tamamladınız, şimdi o konuyla ilişkisi olmayantamamen farklı bir konuya (ilişkili bir konuya geçiyorsanız “move on” fiilini kullanın) geçmek istiyorsunuz:

I would like to turn to something completely different.

Let’s turn now to our plans for next year.

To expand / to elaborate: Ayrıntılandırmak.

Bir konu hakkında daha fazla detay vermek istiyorsunuz:

I would like to expand more on this problem we have had in Ankara.

Would you like me to expand a little more on that or have you understood enough?

I don’t want to elaborate any more on that as I’m short of time.

To digress: Konu dışına çıkmak.

Sunumunuzun konusuyla ilgisi olmayan tamamen farklı bir konuya değinmek istiyorsunuz.

I would like to digress here for a moment and just say a word of thanks to Mehmet for organizing this meeting.

Digressing for a moment, I’d like to say a few words about our problems in Antalya.

To illustrate with: Bir şeyi bir görselle, örnekle ya da karşılaştırma yaparak açıklamak.

Bir konunun dinleyiciler tarafından daha iyi anlaşılması için o konuyu bir örnekle, grafikle ya da bir karşılaştırma yaparak anlatmak istiyorsunuz.

I would like to illustrate this point with an example.

Let me illustrate the point with a little story.

To draw someone’s attention to something: Birinin dikkatini bir şeye çekmek.

Dinleyicilerin dikkatini bir konuya çekmek istiyorsunuz:

I would like to draw your attention to some issues that are concerning market actors and legislators within telecommunications sector.

I would like to draw your attention to a few things.

To go back: (Bir konuya) geri dönmek.

Daha önceden bahsedilen bir konuya tekrar temas etmek istiyorsunuz:

Going back to something I said earlier, the situation in Ankara is serious.

I would like to go back to something Zeynep said in her presentation.

To recap: (Bir konuyu) detaylara girmeden ana hatlarıyla tekrarlamak.

Sunumunuzun sonuna yaklaştınız ve o ana kadar bahsettiğiniz önemli konuları genel hatlarıyla tekrar etmek istiyorsunuz:

I would like to quickly recap the main points of my presentation.

Let me recap quickly on what was said before lunch.

To conclude: Sonlandırmak.

Sunumunuzu son cümlelerinizi paylaşarak sonlandırıyorsunuz:

I would like to conclude by leaving you with this thought ……

If I may conclude by quoting Steve Jobs …….

To hand someone over to someone (e.g., in a group presentation): Sözü bir başka konuşmacıya vermek.

Sunumunuzu bitirdiniz ve sözü bir başka kişiye veriyorsunuz:

I will now hand you over to my colleague Servet.

Now I am going to hand you over to Zeynep to talk in more detail.

 

Cem Oğraş

Fluent English for Professionals

Business English Workshop 16 Aralık 2014
İnsan Kaynakları İçin İngilizce Serisi Bölüm 1 25 Eylül 2018

Yıllardır kurumların İnsan Kaynakları departmanlarıyla diğer departman çalışanlarının İngilizce eğitim ihtiyaçlarını konuşuyoruz, planlıyoruz ve uyguluyoruz ama İnsan Kaynakları departmanlarının kendi İngilizce eğitim ihtiyaçlarına nadiren temas ediyoruz. Her departman gibi İK departmanında da İngilizce eğitim ihtiyacı olabilir. Buradan yola çıkarak İnsan Kaynakları için İngilizce konusunda bir dizi yazı paylaşmaya karar verdim. Aklımda belirli konular var ama geri bildirimlere göre de gelecekte farklı konu başlıkları açabilirim.

Serinin bu ilk yazısında çok temel bir konuya temas edeceğim: İşe almak eyleminin İngilizcesi. Bunda ne var canım işte to recruit diyebilirsiniz veya aklınıza hemen to hire gelmiş olabilir ya da to employ fiilini de düşünmüş olabilirsiniz. Peki hangisi?

Profesyonel bir İngilizce iletişimde “word choice” yani sözcük seçimine özen göstermek gerekir. Eş anlamlı olarak kullandığımız birçok İngilizce sözcüğün aslında farklı bir anlamı ve kullanım alanı vardır. İfademizde hangi sözcüğü seçeceğimiz hangi “context” yani hangi bağlamda konuştuğumuza bağlıdır.

İnsan Kaynakları için İngilizce serisinde terimleri A, B ve C olarak etiketleyeceğimi göreceksiniz. A grubu İnsan Kaynakları profesyonellerinin işleriyle ilgili asgari düzeyde İngilizce iletişim kurabilmelerine yardımcı olacak terimlerdir. B grubu İngilizceyi daha profesyonel bir tonda kullanmak isteyen İnsan Kaynakları profesyonellerinin ihtiyaç duyacağı terimlerdir. C grubu ise ileride düzeyde İngilizce iletişim kurmak isteyen İnsan Kaynakları çalışanları için faydalı İngilizce terimlerdir.

Şimdi bu 3 fiilin aslında ne anlama geldiğini, farklarını ve hangi durumda kullanacağımızı görelim.

To recruit (A) - To hire (A) – To employ (A) :

To recruit fiilinin çıkış noktası askeridir. İngilizceye 17. yüzyılda Fransızcadan geçmiştir.

İngilizce ya da herhangi bir yabancı dildeki bir kelimenin anlamını hafızamıza almanın en etkin yolu o kelimeyi resmetmektir. Zihnimizde kısa bir hikaye kurgulayıp o kelimeyi o hikaye içerisine yerleştirmekten bahsediyorum. Bunu yaptığınızda göreceksiniz ki o kelimenin anlamını unutmayacaksınız.

Şimdi resmetme yöntemini beraber to recruit fiili için uygulayalım.

Napolyon döneminin Fransa’sındasınız. Bir orduyu komuta ediyorsunuz. Savaşların bitmek bilmediği bir dönemdesiniz. Bir cepheden diğerine sürekli yeni askerlere ihtiyacınız oluyor. Asker alımı için bir metodunuz ve bu konuda uzmanlaşmış subaylarınız var. Yeni asker ihtiyaçlarınız bu subaylar tarafından düzenli olarak belirleniyor. Hangi cephede ne kadar asker gerekebileceğine yönelik öngörüler yapılıyor. Yeni askerlerin hangi özelliklere haiz olması gerektiği ihtiyaçlara göre belirleniyor. Farklı bölgelerdeki cepheleri düşünerek asker alımı yapılması gereken yerler, kanallar listeleniyor. Askere alım bürolarının sayısı arttırılıyor. İnsanları orduya girmeleri konusunda ikna etmek amacıyla halk arasında kampanyalar yürütülüyor. Askerlere para, toprak, ganimet ya da toplumda daha saygın bir konum vaat ediliyor. Şimdi to recruit fiilini hikayemize yerleştirelim. Bir komutan olarak siz, bu iş için görevlendirdiğiniz subaylarınıza to recruit yaptırıyorsunuz, yani ordunuzu güçlendirmek amacıyla ihtiyacı karşılayacak en iyi askerlerin bulunarak, ikna edilerek ordunuza dahil edilmesini sağlıyorsunuz.

Askeri kökenli olan bu fiil modern İnsan Kaynakları işine uyarlandığında hikayemizdekine benzer bir kullanım ortaya çıkıyor. İnsan Kaynakları İngilizcesinde to recruit bir kişiyi belirli bir kurumda çalışması için ikna edip o kişiyi o kurumun çalışanı yapmaktır. Burada bir metot kullanma vardır, süreç vardır, ikna etme vardır ve kurumu daha iyi hale getirme amacı vardır. To recruit fiilinin diğer anlamları orduya asker almak (tahmin edeceğiniz gibi), asker toplayarak orduyu kuvvetlendirmek, yeni üyeler katarak organizasyonu güçlendirmek, yerine tazesini koyarak yenilemek, bir kişiyi bir işi yapması ya da yardım etmesi için ikna etmektir.

To recruit fiili yukarıda açıkladığım ‘context’ içerisinde kullanılır. Yani bu fiili işe alım süreci, işe alımın organizasyonu, eleman ihtiyacı, kurumun insan kaynağını güçlendirme, en iyi elemanları kuruma çekme, iş ilanı, mülakatlar, adayı ikna etme vb. konular işaret edildiğinde kullanmak gerekir.

To hire fiilinin İnsan Kaynakları İngilizcesindeki anlamı bir kişiyi bir kurumda belirli bir işi yapması için belirli bir süre için çalışmaya başlatmak ve karlığında o kişiye ödeme yapmaktır. To hire fiilinin diğer bir anlamı da özellikle British English’te bir şeyi kısa bir süreliğine önceden karşılıklı olarak anlaşmaya varılmış bir ödeme karşılığında kullanmaktır yani o şeyi kiralamaktır. Diğer bir anlamı da bir kişiye kısa süreliğine bir iş yapması için para ödemektir.

To hire fiilinin yukarıdaki anlamlarındaki ortak nokta şudur: iş sürelidir, (göreceli olarak) kısa vadelidir, ödeme tutarı önceden belirlenmiştir, iş başlamadan önce taraflar işin süresi ve ödemesi konusunda anlaşmışlardır. Bu sebeple bu fiili İnsan Kaynakları İngilizcesinde de bu “context” içerisinde kullanmak gerekir. Yani bu fiili, ödeme tutarı, sözleşme süresi, maaş bütçesi, el sıkışıp işe alma, çalışmaya başlatma, işi o kişiye verme, kişiyi o iş için tutma, kişiyi o iş için işe alma, kısa bir süreliğine işe alma, sözleşmeli olarak işe alma vb. bağlamlarda kullanılır. Özetle ödeme, süreli sözleşme ve aktif olarak işe başlatma işaret edildiğinde bu fiil kullanılır.

To employ İnsan Kaynakları İngilizcesinde bir kişiye bir kurumda çalışma imkanı yaratarak o kişiyi uzun vadeli olarak çalıştırmaktır. To employ fiilinin diğer bir anlamı da bir aleti bir amaç için kullanmaktır. Aynı zamanda to employ fiili boş zamanı bir şey yaparak faydalı bir şekilde geçirmektir. To employ fiilinin yukarıda paylaştığım üç farklı anlamı bir ortak noktada birleşiyor: bir kişiyi, bir aleti ya da boş zamanı değerlendirmek, istifade etmek, kullanmak, çalıştırmak, çalışır hale getirmek, çalıştırarak katma değer yaratmak. To employ fiilini bu ‘context’ içerisinde kullanmalıyız. Yani bu fiili, uzun vadeli olarak işe almak, kadrolu olarak işe almak, kişinin sahip olduğu eğitim, deneyim ve yeteneklerinden istifade etmek, iş imkanı yaratmak, istihdam etmek, istihdam yaratmak vb. bağlamlarda kullanmak gerekir.

Bu üç fiilin anlamlarını ve hangi bağlamda kullanacağımızı gördük. Şimdi farklarına odaklanalım. Recruitment firmaları vardır; to recruit yaparak kurumlar için en iyi adayları bulurlar ve o adayları kurumlara sunarlar. Kurumlar da beğendiği adayları to hire ederler. İşkur public employment hizmetleri sunar; çalışmaya haiz olan insanların istihdam edilmesini sağlayarak ülke ekonomisine katma değer yaratır.

To recruit ile adayı ikna ediyoruz, to hire ile aktif olarak çalıştırmaya başlıyoruz ve sonuç olarak o kişiyi to employ etmiş oluyoruz yani o kişiyi istihdam etmiş oluyoruz.

Şimdi spesifik olarak to recruit ve to employ fiilleri arasındaki farka odaklanalım. Ana dilin İngilizce olduğu ülkelerde sözleşmenin süresi açısından to employ, to hire fiiline göre daha uzun vadeli olarak işe almayı ifade eder. Örneğin, 6 aylık bir proje var ve bu projede çalışacak bir kişi işe alınacak. Bu kişi bu proje için ‘to hire’ edilir. Bir kurumun muhasebe departmanında kadrolu bir personel istihdam edilecek. Bu durumda bu kişi ‘to employ’ edilir.

Bir konunun altını çizmem gerekiyor. Dil bir ülkenin kültüründen doğar. Dolayısıyla işle ilgili bir terim de aynı şekilde o ülkenin iş kültüründen doğar. Ana dilin İngilizce olduğu ülkelerde geçici olarak çalışma, dönemsel olarak çalışma, proje bazlı çalışma, saatlik iş, günlük iş, haftalık iş gibi kısa süreli sözleşmelerle çalışma kültürü Türkiye’ye göre çok daha yaygındır. To hire fiili bu çalışma kültüründen doğmuştur. Türkiye’deki çalışma kültürüne baktığımızda 1 yıllık sözleşmeler ağırlıktadır. Bu fiili kendi kültürümüze uyarladığımızda bahsettiğimiz ‘context’ ödeme, sözleşme, aktif olarak işe başlatma ise burada sözleşme 1 yıllık dahi olsa to hire fiilini kullanabiliriz. Bir önceki paragrafta verdiğim örnekten ilerlersek, muhasebe departmanına kadrolu eleman alıyorsunuz. Bu alımla ilgili maaş, sözleşme süresi ya da aktif olarak çalıştırmaya başlatmayı vurguluyorsanız to hire fiilini; bu kişiyi istihdam ettiğinizin altını çizmek istiyorsanız to employ fiilini kullanmalısınız.

Şimdi bir egzersizle to recruit, to hire ve to employ fiilleri arasında farkları pekiştirelim. Aşağıdaki cümlelerde parantez içindeki en uygun fiili seçmeye çalışalım. Eğer ‘context’ in ne olduğunu sizinle paylaşmazsam göreceğiniz cümlelerde üç fiilin de ya da en azından iki fiilin de doğru cevap olduğunu göreceksiniz. Bu sebeple her cümle için ‘context’ bilgisi verdim. Bu egzersizdeki beklenti o ‘context’ içerisinde en doğru fiili seçmektir.

1.Kurumunuzun bir fabrikasının bir bölümünde geçici işçiler çalışıyor. Geçici işçiler yerine kadrolu personel alınmasına karar verildi. İşe alım sürecini başlattınız. Şu anda mülakat aşaması devam ediyor ve işe alım sürecinin devam ettiğini yönetime aşağıdaki şekilde iletiyorsunuz;

‘Now 10 extra permanent staff are being (recruited/hired/employed) to replace the temporary workers.’

2.Bir İnsan Kaynakları dergisi muhabiri sizinle röportaj yapıyor. Kurumuzun uzun vadeli işe alım stratejisi konusunda sohbet ediyorsunuz. Gelecek yıl kaç tane kadrolu personelalacağınız soruluyor. Çok sayıda kişiye uzun vadeli iş imkanı sunacağınızı ima ederek aşağıdaki cevabı veriyorsunuz. Cevabınız yaratacağınız istihdam ile ülke ekonomisine katkıda bulunacağınız alt mesajını da barındırıyor.

‘We plan to (recruit/hire/employ) 1000 people next year.’

3.Bir İnsan Kaynakları danışmanlık firmasında çalışıyorsunuz. Bir müşteriniz için yeni bir satış direktörü aramaya başladınız. Bazı adayları görüşmeye çağırdınız. Görüşmeler olumlu geçti ancak adayların mevcut işlerini değiştirme konusunda çekinceleri var. Şu anda adayları ikna etme çalışmalarınız devam ediyor ve bu durumu aşağıdaki şekilde ifade ediyorsunuz;

‘We are trying to (recruit/hire/employ) a new sales director.’

4.Bir kurumun İnsan Kaynakları departmanında çalışıyorsunuz. Bir toplantıda bir personeli 6 aylık sözleşmeyle işe aldığınızı aşağıdaki şekilde ifade ediyorsunuz;

‘We (recruited/hired/employed) Deniz for a six month contract.’

5.İngilizce bir ekonomi dergisinde bir makale okuyorsunuz. Makale ekonomi ve istihdam arasındaki ilişki hakkında. Sektör bazlı istihdam konusunda aşağıdaki cümleyi gördünüz:

‘More people are now (recruited/hired/employed) in service industries than in manufacturing.’

6.Global bir şirketin İnsan Kaynakları departmanında çalışıyorsunuz. Şirketinizin Londra ofisinde çalışan bir İK yöneticisi ile telekonferans yapıyorsunuz. İK yöneticisi şu anda bütçeolmaması sebebiyle geçici elemanları işe almadıklarını aşağıdaki şekilde ifade ediyor;

‘We are not (recruiting/hiring/employing) temporary employees at the moment because of budget problems.’

 

Cevaplar:

1. recruited

2. employ

3. recruit

4. hired

5. employed

6. hiring

Yazımın sonuna gelirken daha önceki yazılarımda da paylaştığım önemli tavsiyemi tekrarlamak istiyorum. Lütfen İngilizce iletişim kurarken mükemmeliyetçi olmayalım. Günün sonunda siz to recruit de deseniz, to hire da deseniz to employ da deseniz sizin ne demek istediğiniz bir şekilde anlaşılacaktır. Biz bu fiillerle aslında neyin ifade edilmek istendiği bilelim, ana dili İngilizce olan bir insan kaynakları profesyoneli to recruit ile neyi kasdediyor, to hire ile neyi ifade ediyor, to employ ile neyi işaret ediyor farkında olalım, elimizden geldiğince bizler de ‘word choice’ seçimini doğru yapmaya çabalayalım.

 

Cem Oğraş

Fluent English for Professionals

İnsan Kaynakları İçin İngilizce Serisi Bölüm 2 25 Eylül 2018

İnsan Kaynakları İçin İngilizce serisinin ilk yazısında işe alımın İngilizcesinin temeline temas etmiştim; to recruit, to hire ve to employ fiillerinin ayrı ayrı anlamlarını, aralarındaki anlam farklarını ve hangi bağlamda hangi fiili kullanacağımızı paylaşmıştım. Bu yazımda işe alımın İngilizcesine devam edeceğim.

Gerek kendi ana dilimizde gerekse İngilizce ya da konuştuğumuz diğer yabancı dillerce kendimizi iyi ifade ettiğimizi düşündüğümüz ve kullanırken kendimizi güvende hissettiğimiz bir kelime dağarcığı vardır. Kelime dağarcığımıza yeni kelimeler eklerken ilk aşamada çekiniriz, kendimizi güvensiz hissederiz. Zaman içerisinde İngilizce iletişim kurduğumuz kişilerin yeni İngilizce kelimelerle oluşturduğumuz ifadeleri anladıklarını gördüğümüzde hatta o kelimeleri yerinde kullandığımız taktirde bizi eskisine göre daha kolay ve daha doğru anladıklarını gözlemlediğimizde artık o yeni kelimeler bizim için yeni olmaktan çıkmıştır, dağarcığımızın bir parçası olmuşlardır. Bu yazım ile güvenli hissettiğiniz İngilizce kelime dağarcığınıza faydalı yeni kelimeler eklemenizi hedefliyorum. Ana dilin İngilizce olduğu ülkelerde insan kaynakları alanında sık kullanılırken Türkiye’de kullanımı az olan kelimeleri seçmeye özen gösterdim.

Sizlerle insan kaynakları işe alım İngilizcesinde kullanabileceğiniz 5 adet fiil paylaşacağım. 5 adet fiil de ne ki canım diye düşünebilirsiniz. Tek bir yeni kelimenin bile içselleştirilmesi oldukça zaman alır. Bu sebeple her bir kelimeyi detaylıca anlatıp, örnekler verip ve egzersizler paylaşıp o kelimeyi içselleştirmenizi amaçlıyorum. Kısa sürede insan kaynakları alanında birçok yeni İngilizce sözcüğü ezberleyebilirsiniz ancak o kelimeleri zaman içerisinde sözlü ve yazılı iletişiminizde kullanmazsanız, duymaz ya da görmezseniz yani o kelimelere maruz kalmazsanız, maalesef kısa sürede de unutabilirsiniz.

Yazılarımda İngilizce İnsan Kaynakları terimlerini A, B ve C olarak etiketliyorum. Etiketlemeyi neye göre yaptığımı serinin ilk yazısında görebilirsiniz. 

To leverage (C): Hali hazırda sahip olduğunuz bir şeyin gücünü daha iyi bir şeyi başarmak için kullanmaktır. Bu fiil aynı zamanda spesifik finans İngilizcesinde en basit ifadeyle borç alınan parayı yeni bir şirket almak ya da yatırım yapmak amacıyla kullanmak ya da parayı daha çok para kazanmak için kullanmaktır. Burada odaklanacağımız anlamı yukarıda bahsettiğim ilk anlamı. Peki, özellikle insan kaynakları işe alım İngilizcesinde bu fiili nerede kullanabiliriz?

Aslında bu fiili İnsan Kaynaklarının her alanında kullanabiliriz. Bu fiil içinde kurumsal bir vizyonu barındırır. Örneğin “to leverage” fiilini gelecekte yeni açılacak pozisyonlar için dışarıdan eleman almak yerine organizasyonunuzda hali hazırda çalışan elemanları yetiştirerek o pozisyonlara hazırlamak konusundaki stratejilerinizde kullanabilirsiniz. “Leveraging the power of existing employees solves many of the challenges identified by recruiters.” Bu cümleyi kuran kişi organizasyonların kendilerini daha iyi hale getirmek için mevcut çalışanlarının güçlerini kullanarak işe alım sürecindeki birçok sorunu çözebileceklerini iddia ediyor ve "to leverage" fiili cümleyi kuran kişinin İngilizce ifadesine güç veriyor ve derinlik kazandırıyor.

“To leverage” fiili “lever” yani kaldıraç sözünden geliyor. Biz normal koşullarda kaldıramayacağımız bir yükü kaldıraç sayesinde kolaylıkla kaldırabiliriz. Fiil insan kaynakları alanına uyarlandığında şirketin normalde ulaşamayacağı hedeflere mevcut kaynaklarının gücünü kullanarak ulaşabileceğini işaret ediyor. “To leverage employees’s knowledge”, “to leverage employees’ successes”, “to leverage employees’s strengths”, “to leverage employees’ loyalties” insan kaynakları İngilizcesinde kullanabileceğimiz bazı örnek ifadeler. “To leverage” yerine sıkça başvurduğumuz “to improve” fiilini kullanırsak ifademiz o gücü bir kaldıraç olarak kullanıp şirketi daha iyi hale getirme vizyonundan mahrum kalır. Şayet “to improve” fiilini kullanırsanız yukarıda bahettiğim vizyonu karşı tarafa aktarabilmek için yanına en az bir cümle daha eklemeniz gerekir.

“If you want to recruit, retain, and leverage the skills and talents of brilliant employees, you need to provide an inclusive workplace where people love to come to work.”

“Many firms around the world hire experts to enhance and leverage employee strengths. Such leverage helps the company to achieve a desired level of success.”

 

To entice (C): Bir kişiye onu memnun edecek bir şey teklif ederek bir şey yapmaya ikna etmektir. Bu fiili insan kaynakları İngilizcesi işe alım özelinde çok kalifiye olan adayları ikna etme çabalarınızla ilgili ifadelerinizde kullanabilirsiniz. Bu tip ifadelerde bilinirliği yüksek olduğu için “to attract” fiilinin kullanıldığına şahit oluruz. “To entice” fiili her ne kadar “to attract (cezbetmek, çekmek)” fiilinden anlam olarak uzak olmasa da eş anlamlı değillerdir. “To entice” fiilini “to attract” fiilinden farklı kılan şey kişiyi çok cazip bir şey teklif ederek ikna etmektir. “To attract” fiiline kıyasla “to entice” fiilinde ikna etmeye çalışan taraf daha isteklidir, adayı ikna etmek için taktiksel bir yaklaşım ortaya koyar, cazip teklifler sunar, adayın beklentilerine cevap verecek çözümler üretir. To entice fiilinin tatlı dille baştan çıkartmak, ayartmak, akıl çelmek gibi anlamları da vardır. Reklamcılık sektöründe de kullanılır. Öyle bir reklam izlersiniz ki adeta aklınız çelinir, işte o reklam “enticing” tir. Biz tabii ki insan kaynakları İngilizcesinde bu fiili pozitif anlamda kullanıyoruz. Demek istediğim şu ki adayı “to entice” etmek olmayacak şeyler vaat edip ikna etmek değil, aksine adaya reddedemeyeceği güzellikte bir yaklaşımla, olanaklarla, tekliflerle giderek ikna etmektir. 

“For their recruitment ad here, they take an obvious stab at a rival company. It’s controversial enough to entice applicants, yet witty enough to be considered tasteful.”

“Invest in your employer branding, create enticing job desciptions, and highlight why candidates should choose your small business over the large competitors.”

 

To narrow down (C): Daraltmak. Bu phrasal verb özellikle bir ilana başvuruda bulunan uzun aday listesinin daraltılmasını ifade ederken kullanabileceğiniz bir fiildir. Ana dilin İngilizce olduğu ülkelerde insan kaynakları işe alım sürecinde aday listesi ya da aday havuzunun daraltılması ifade edilmek istendiğinde en çok başvurulan fiildir. Burada dikkat edilmesi gereken bir husus var. “To narrow down” fiili İnsan Kaynakları İngilizcesindeki “to shortlist” fiilinin eş anlamlısı değildir. Genellikle “narrow down” uzun başvuru listesinin “screening” yapılabilecek şekilde daraltılması anlamında kullanılır yani “shortlist” hazırlama sürecinden öncedir ancak şu tip bir kullanımı da vardır; bir “shortlist” hazırladınız ve bu “shortlist”i de daraltmak istiyorsunuz o zaman insan kaynakları İngilizcesinde o “shortlist” i “narrow down” etmek istiyorsunuz.

“By the time you reach the interview stage, you will have narrowed down your applicant pool to a few impressive candidates.”

“When you bring your narrowed-down bunch of candidates in for interviews, you’ll definitely want to sit down with them and ask the standard questions, including soliciting specific examples from their previous work experience.” 

 

To weed out (C): Ayıklamak, istemediğiniz bir şeyi ya da bir kişiyi bulunduğu gruptan çıkarmak anlamındadır. Bu fiil İnsan Kaynakları İngilizcesinde uygun bulunmayan adayların ayıklanması anlamında en sık kullanılan fiildir. “To weed out unqualified candidates”, “To weed out weak resumes”, “To weed out bad resumes”, “To weed out a bad job candidate” örneklerine benzer kalıplarda kullanabilirsiniz. Bu fiili hatırlamak için şu şekilde resmedebilirsiniz. Weed out fiilinin çıkış noktası tarımdır. “Weed” isim olarak ot demektir. Tarımsal bir terim olarak “weed out” otları temizlemek, tırpan atmak anlamındadır. Bir tarlanız var ve bazı yabancı otlar tarlanıza yayılmış. Bu yapancı otları “weed out” ediyorsunuz yani otları tarlanızdan temizliyorsunuz. Bir iş ilanı verdiniz. Yüzlerce başvuru aldınız ve pozisyonun en temel gerekliliklerini karşılamayan özgeçmişleri “weed out” ediyorsunuz.

“Hiring managers and recruiters say there are telltale signs that help them weed out candidates at first glance.”

“One sneaky way to weed out the candidates who are just blasting out their cover letters is to add a special code or a hashtag to your application.”

 

To vet (C): “Vet” bir ad olarak çoğumuzun bildiği ya da tahmin ettiği üzere veteriner anlamındadır ve çıkış noktası budur. Bu bağlamda fiil olarak ise “to vet” bir hayvanı muayene etmek anlamındadır. “To vet” fiilinin diğer anlamı ise bir şey hakkında dikkatli ve ciddi bir inceleme yapmaktır. İnsan Kaynakları İngilizcesinde ise bir adayı etraflıca incelemek; özellikle gizlilik, sadakat ve güvenilirlik konularında adayın pozisyona uygunluğunu sorgulamaktır. Referans kontrolü ve geçmiş iş deneyimlerinin teyidinden daha derin bir inceleme söz konusudur. Örneğin, sabıka kaydı, kredi vb. borçluluk durumu, profesyonel lisans ve sertifikaların geçerliliğinin teyit edilmesi, sağlık geçmişi “to vet” sürecinden yani “vetting process” ten bazılarıdır. İnsan kaynakları için İngilizce serisinin ilk yazısında dilin bir ülkenin kültüründen doğduğundan ve dolayısıyla işle ilgili bir terimin de aynı şekilde o ülkenin iş kültüründen doğduğundan bahsetmiştim. “Vetting process” kontrollerinde kişisel bilgilerin gizliliği ile ilgili kanunlar devreye giriyor. Hem bu kanunlar hem de bu kontrollerin yapılış şekli ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor. Örneğin ana dilin İngilizce olduğu ülkelerde kurumlar adına bu tip kontrolleri yapan ajanslar var. Aynı ülke içerisinde kurumdan kuruma farklı uygulamalar olabiliyor. Bu konudaki yaklaşımım şu; İngilizce bir insan kaynakları teriminin uygulama anlamında Türkiye’de karşılığı olmayabilir ya da kısmi olarak karşılığı olabilir. Biz yine de o terimi şayet önemli bir terimse öğrenelim. Global bir organizasyonda çalışıyorsak ve yabancı bir çalışma arkadaşımız “vetting process” dediğinde ne demek istediğini anlayalım.

“The vetting process usually begins after the candidate has gone through the initial set of interviews.”

“For the vetting procedure, we have now established a procedure to scrutinize and meticulously vet our intelligence agencies' recruits.”

 

Şimdi bu yeni kelimeleri bir insan kaynakları İngilizcesi içerikli egzersizle pekiştirelim. Hangi sözcüğün hangi cümleye ait olduğunu bulmaya çalışalım.

to leverage, enticed, has narrowed down, weed out, vetting

1.      “The company …………… the candidates for the job to two.”

2.      “When …………… an employee, companies cannot request certain types of records under personal rights law.”

3.      “The challenge for every business is how …………… the maximum potential from these employees.”

4.      “Employers often wonder how they can …………… resume liars.”

5.      “This doesn't mean that they are easily …………… by new job offers, however.”

 

Cevaplar:

1.       has narrowed down

2.      vetting

3.      to leverage

4.      weed out

5.      enticed

 

Yeni kelimeleri içselleştirmenin en iyi yolu o kelimeleri ilk fırsatta gerçek hayatta kullanmaktır. İnsan kaynakları alanında çalışıyor ancak şu an için iş hayatınızda İngilizceyi kullanmıyorsanız bu terimlerle ilgili makaleler okuyarak, videolar izleyerek, kısa notlar alarak da içselleştirmeyi başarabilirsiniz.

 

Cem Oğraş

Fluent English for Professionals

İnsan Kaynakları İçin İngilizce Serisi Bölüm 3 25 Eylül 2018

İnsan Kaynakları İçin İngilizce serisinin bu üçüncü yazısında işe alım İngilizcesine devam edeceğim. İşe alımda kullanacağınız faydalı 10 adet İngilizce terim paylaşacağım.

İnsan kaynakları alanında aktif olarak İngilizceyi kullanan okuyucuların paylaşacağım terimleri gördüklerinde “Ben bunu biliyorum.” diyeceklerini tahmin ediyorum. Okuyucularımdan beklentim gördüklerinde aslında ne anlama geldiğini bildikleri bu terimleri kendi sözlü ve yazılı iletişimlerinde kullanıp kullanmadıklarını sorgulamaları.

Bir örnek vermek istiyorum. “Şu anda açık pozisyonumuz yok.” cümlesini İngilizce olarak nasıl ifade ederiz? İlk aklımıza gelen İngilizce cümle nedir?

İlk aklımıza gelen ve genellikle kullandığımız cümle kalıbı “We don’t have any open positions at the moment.” cümlesidir. Peki, “We don’t have any job openings at the moment.” cümlesini gördüğümüzde bu cümlenin ne demek istediğini anlıyor muyuz? Evet, bu cümle de aynı şekilde “Şu anda açık pozisyonumuz yok.” demektir. Burada “job opening” teriminin ne anlama geldiğini cümleyi gördüğümüzde anlıyoruz ama kendimiz bir cümle kurduğumuzda genellikle “open position” terimini kullanıyoruz çünkü bu terimi kullanmaya alışığız, kendimizi daha güvenli hissediyoruz oysa ki “job opening” terimini de kullanarak ifademizi zenginleştirebiliriz. Bu yazımda paylaştığım terimleri bu gözle değerlendirmenizi, sözlü ve yazılı iletişiminizde kullanmıyorsanız bir an evvel kullanmaya başlamanızı tavsiye ediyorum.

Bu arada yeri gelmişken bir konunun altını çizmek istiyorum. Adaya şu anda açık pozisyonumuz olmadığını iletirken açık pozisyonu İngilizcede tekil olarak değil çoğul olarak kullanalım. Yukarıdaki cümlelerde olduğu gibi “open positions” ya da “job openings” diyelim. Tekil kullanmak İngilizce dil bilgisi açısından yanlış değildir, ancak bu “context” yani bu bağlam içerisinde çoğul olarak kullanarak gelecekte bir tek değil çeşitli açık pozisyonlar, iş olanakları olacağı ama şu anda olmadığı mesajını veririz.

Yazılarımda İngilizce İnsan Kaynakları terimlerini A, B ve C olarak etiketliyorum. Etiketlemeyi neye göre yaptığımı serinin ilk yazısında görebilirsiniz.

 

A vacancy (B): Boşluk, boş yer, boş demektir. Otelcilik İngilizcesinde boş oda anlamında kullanılır. İnsan Kaynakları İngilizcesinde de ise açık kadro, boş kadro, açık pozisyon, boş pozisyon anlamındadır. Dolayısıyla bir “vacancy” var ise bu açık bir pozisyon olduğu, yeni bir iş ilanı oluşturulduğu, bir kişinin işten ayrılması ya da farklı bir ofise geçmesi sebebiyle yerini dolduracak bir eleman ihtiyacı olduğu anlamına gelir. Yukarıda “open position” ve “job opening” ifadelerine bir üçüncü alternatif olarak kullanabilirsiniz.

Peki, bu üç terim arasında hiç mi fark yok? Kullanacağınız “context” içerisinde “job opening” terimini diğer ikisinden ayırıyorum. Boşalan bir pozisyon için üç terimi de kullanabiliriz ancak organizasyonun ihtiyaçları çerçevesinde mevcut bir pozisyonun boşalması değil, ek olarak yeni bir pozisyonun ortaya çıkması durumunda “job opening” terimini kullanmak daha yerinde olacaktır.

“Merve's move to Ankara has created a vacancy in Marketing if you are interested.”

“We don’t have any vacancies at the moment but we will keep your CV on file.”

 

Employment history (B): Başvuru formunda ya da özgeçmişte adayın belirttiği daha önceki iş deneyimleridir. Genellikle adayın geçmiş deneyimi için “work experiences” ya da “past work experiences” ifadelerini kullanırız. İngilizce ifade yeteneğimizi güçlendirmek adına “employment history” terimini de ilk fırsatta sözlü ve yazılı iletişimimizde kullanarak içselleştirmeye başlamanızı öneririm. Şimdi “past work experiences” ile “employment history” arasında fark yok mu diye sorabilirsiniz. Evet, fark var. Dilde eş anlamlılık matematikteki eşitlik gibi değildir yani A ifadesi ve B ifadesi aynı anlama gelir demek A=B demek değildir. Eş anlamlı bile olsa sözcüklerin, ifadelerin ayrı ayrı tarihsel geçmişleri, farklı çıkış noktaları, diğer dillerle etkileşimleri, bölgesel ve kültürel kullanım farklılıkları vardır. “Employment history” dediğinizde altını çizdiğiniz şey, “context” yani bağlam, resmi olarak, profesyonel olarak ya da göreceli olarak daha uzun vadeli çalışılan işlerin geçmişidir.

“I have already held similar positions as you can see from my employment history.”

“There are gaps in her employment history. I would like to know what she was doing during these periods.”

 

Relevant experience (A) : Adayın pozisyonun gerekliliklerine cevap verebileceğini gösteren alakalı iş deneyimidir. Genellikle bizler “related experience” ifadesini kullanırız ancak “related” ile “relevant” sözcükleri arasında anlam farkı vardır. “Related experience” dediğinizde adayın deneyimi ile pozisyon arasında bir şekilde bir ilişki vardır ama “relevant experience” dediğinizde adayın deneyimi ile pozisyon arasında belirgin, keskin bir ilişki vardır, adayın deneyimi pozisyonla alakalıdır. Bir örnek vereyim. X perakende şirketine mağaza müdürü arıyorsunuz. İki adayınız var. Aday A, X’in bir numaralı rakibi olan Y perakende şirketinin genel müdürlüğünde stok yönetimi müdürü. Aday B de Y’de mağaza müdürü. Aday A’nın deneyimi “related experience”,  Aday B’nin deneyimi ise “relevant experience” olarak ifade edilir.

“As you can see from my CV, I have all the relevant experience you require.”

“This candidate doesn't have the relevant experience in our sector but is very well qualified in every other aspect.”

 

Probation period (B) : İşe alınan kişinin deneme süresi. Probationary period olarak da kullanılır.

“They let him go at the end of the probation period.”

“She is still on her probation period. We have another two weeks to make a final decision.”

 

Pay scale (B): Maaş skalası. “Salary scale” ya da “salary structure” olarak da ifade edilir.

We have six grades on our pay scale. You will start on the bottom one.

Perhaps we need to change our pay scale to take account of the loyalty people have shown us?

 

Jobseeker / Job seeker(A): İş arayan birey.

“The jobseeker will be given a copy of the agreement and the original will be kept in the office.”

“The jobseeker will book an interview with a skilled employment adviser.”

 

Active job seeker (B): Aktif olarak iş arayan birey.

“When it is time to switch from being a passive to an active job seeker, the biggest shift you should make is a shift in mindset.”

“Active job seekers need to take charge of their destiny and should not merely hope for good fortune.”

 

Passive job seeker (B): Pasif olarak iş arayan birey.

“Passive job seekers won’t leave the comfort of their current jobs unless they know a new position will further their career goals. “

“Passive job seekers have a major advantage over their active counterparts: They already have jobs.”

 

Talent pool (A): Yetenekli adayların yüzdüğü, güneşlendiği, dans ettiği, hayatın tadını çıkardığı mucizevi bir havuzdur o. Şaka bir yana :)) “talent pool” daha sonra kullanılmak üzere “sourcing” yapılmış potansiyel adayların veri derlemesidir. “Internal talent pool” ya da “in-house talent pool” şirketin kendi çalışanlarından oluşan havuz, “external talent pool” şirket dışından olan adaylardan oluşan havuzdur.

“The company has failed to groom a new leader from its in-house talent pool.”

“These companies have a large enough talent pool right here in this country of high-tech workers if they are willing to pay the same going wage.”

 

Collaborative hiring (C): Ortak çalışmaya dayalı işe alım. İşe alımcılar ve adayın gelecekte görev alacağı takımdaki çalışanların beraber sorumluluk aldığı bir işe alım modelidir. “Team-based hiring” olarak da ifade edilir. Hemen hemen her işe alımda bir şekilde adayın gelecekteki yöneticisi adayla görüşür ama bu terimle kastedilen bunun ötesinde o adayın gelecekteki çalışma arkadaşlarıyla tanıştığı, birbirlerine karşılıklı sorular sorabildiği, hem adayın hem de çalışma arkadaşlarının beraber çalışmak konusundaki fikirlerinin karar aşamasında dikkate alındığı bir işe alım modelidir.

“Collaborative hiring usually helps recruiters to make smarter decisions in the selection process.”

“Collaborative hiring encourages employee input into hiring decisions.”

 

Yazımın başında paylaştığım gibi yukarıdaki terimleri gerçek hayatta kullanıp kullanmadığımızı sorgulayalım ve kullanmıyorsak ilk fırsatta sözlü ve yazılı iletişimimizde kullanarak içselleştirelim.

 

Cem Oğraş

Fluent English for Professionals

İnsan Kaynakları İçin İngilizce Serisi Bölüm 4 25 Eylül 2018

İnsan Kaynakları İçin İngilizce serisinin bu dördüncü yazısında işe alım ile devam edeceğim. Sizlerle işe alım İngilizcesinde kullanabileceğimiz 2 faydalı fiil ve 3 faydalı terim paylaşacağım. Yazımın sonunda küçük bir egzersiz var. Bu egzersizle terimleri ne derecede kavradığınızı sınamanızı tavsiye ediyorum.

Yazılarımda İngilizce İnsan Kaynakları terimlerini A, B ve C olarak etiketliyorum. Etiketlemeyi neye göre yaptığımı serinin ilk yazısında görebilirsiniz.

To sift through (C): Bir şeyin tüm parçalarını bir şey bulmak ya da faydalı olanla ve olmayanı ayırmak için dikkatli bir şekilde incelemektir. Derinlemesine incelemek, elekten geçirmek, inceleyerek okumak anlamlarındadır. İnsan Kaynakları İngilizcesinde “to sift through” çok sayıda, yüzlerce, binlerce, bir yığın şeklinde bekleyen başvuruların dikkatlice incelenmesidir. Başvuru sayısının çok fazla olduğu durumlarda bu fiile başvurulur. “To sift” fiilinin en yaygın kullanımı un ya da benzeri bir şeyi bir elekle elemektir. Binlerce un tanesini elekten geçirerek içindeki yabancı maddeleri ayırıyorsunuz işte bu sebeple insan kaynakları İngilizcesinde “to sift through” fiilini kullanırken yüksek sayıda başvurunun elekten geçirilmesi ima edilir.

İnsan Kaynakları İçin İngilizce serisinin ilk yazısında İngilizce ya da herhangi bir yabancı dildeki bir kelimenin anlamını hafızamıza almanın en etkin yolunun o kelimeyi resmetmek olduğunu paylaşmıştım. Bu fiili şu şekilde resmedebilirsiniz; mutfağınızdasınız, çayınızın yanına güzel bir kek yapıyorsunuz, undaki yabancı maddeleri ayırmak ve unun topaklanmasını engellemek için ununuzu “sift” ediyorsunuz.

“We’re spending the weekend sifting through all the applicants to determine a short list we can bring in for interviews.”

“It's been a busy 12 hours of non stop reviewing, after sifting through nearly 5000 applications so far I have come across some stellar applicants and some not so. “

 

Sourcing (B): Ad olarak “source” kaynak anlamındadır. Bu kaynak bir yer de olabilir bir kişi de olabilir. “Sourcing” ise kaynak bulma, kaynak edinme, kaynağı kullanma anlamındadır. “Sourcing” aynı zamanda belirli bir yerden özellikle ürün ve malzeme gibi bir şey alma, edinme anlamındadır ki bu sebeple satın alma profesyonellerinin de kullandığı İngilizce bir terimdir. “Human resources “terimindeki “resource” sözcüğü “source” sözcüğünün “re” ön eki (prefix) almış halidir. “Re” ön eki tekrar anlamındadır. “Source” ve “resource” sözcüklerinin anlam farkı şudur; “source” faydalı ya da değerli bir şey elde edilebilecek bir yer ya da kişidir. “Resource” ise bir fonksiyonu yerine getirmesi için kullanılabilecek bir şeydir. Burada “source” un yani kaynağın “re” yani tekrar kullanılarak fonksiyonel hale getirilmesi ya da tekrar tekrar kullanılarak daha çok fayda edinilmesi anlamı vardır. Örneğin, beyaz eşya mağazası bir “source” tur, o mağazadan alınan çamaşır makinesi “resource” tur. Güneş “source” tur, solar enerji “resource” tur. İnsan kaynakları İngilizcesine uyarlarsak human “source” bir organizasyona fayda sağlayabilecek, değer katabilecek insan kaynağı; human “resource” ise işe alınmış olan, fonksiyonunu yerine getiren, tekrar tekrar değerinden istifade edilebilen insan kaynağıdır. Bu bağlamda “sourcing” mevcut ya da gelecekteki açık pozisyonları doldurarak organizasyonlara fayda sağlayabilecek adayların tespit edilmesi, kullanılabilecek kaynak yani “source” edinilmesidir. Spesifik olarak işi “sourcing” yapmak olan kişiye “sourcer” denir.

“Recruiting teams that master candidate sourcing are clearly going to have an advantage in today’s competitive talent marketplace.”

“Candidate sourcing opens you up to huge swaths of the talent pool you didn’t have access to before – among both passive candidates, and active candidates who otherwise wouldn't apply because they don’t know about your company or open opportunities.”

 

To reach out(B): İnsanlarla onlara yardım etmek ya da onları bir şeye dahil etmek amacıyla iletişime geçmeye çabalamaktır. Birisine ulaşmak, birisiyle iletişime geçmek, temasa geçmek, temas kurmak anlamındadır. İnsan kaynakları İngilizcesinde bir adayla bir iş fırsatıyla ilgili konuşmak için temasa geçmek bağlamında en sık kullanılan fiildir. Genelde biz “to contact” fiilini kullanırız ancak “to reach out” fiili “to contact” fiilinden kullanımı açısından biraz farklıdır. Bu fiili farklı kılan şey “to reach out”ta kişiye yardımcı olma ya da o kişiyi bir organizasyona dahil etme amacı vardır. “To contact” fiili daha çok bir kişiyle telefon açarak, e-mail ya da mektup gönderek iletişime geçmek anlamında kullanılır. Bu sebeple bizimle iletişime geçmesini istediğimiz kişilere telefon numaramızı, e-mail adresimizi, ya da mektup adresimizi içeren “contact info” veririz. Bir pozisyon için LinkedIn’de bir adayla temas kurdunuz, bu “to reach out” tur; adayla süreci devam ettirme kararı aldınız ve karşılıklı olarak telefonla ya da mesaj aracılığıyla iletişime geçiyorsunuz, bu “to contact” tir.

“LinkedIn is the professional social network and allows recruiters to reach out to potential matches with keyword searches.”

“There are various reasons why you might decide to reach out to a candidate you have previously rejected.”

 

Resume parsing (C): “Parsing” IT İngilizcesinde bir karakter dizisini ya da bir metni mantıklı sözdizimsel öğelere ayırmadır; bir cümleyi özne, yüklem ve nesneye ayırma gibi düşünebiliriz. “Resume parsing” ise işe alımın bilgi teknolojisinde kullanılan bir terimdir. Adaylar tarafından serbest biçimde (free format) hazırlanmış özgeçmişlerin biçimlendirilmiş, saklanabilir, raporlanabilir, yönetilebilir bir bilgi setine dönüştürülmesidir. Web sitenizde adayların özgeçmiş oluştururken paylaştıkları bilgilerin çok yönlü olarak kullanılabilecek bir bilgi setine dönüştürülmesini sağlayan teknolojidir.

“Recruiters use resume parsing to create a far more convenient and efficient resume and application screening process.”

“Many resume parsing programs have made it possible for candidates to apply with their LinkedIn profile simply with the click of one button.”

 

Resume screening (B): “Screening” görüntüleme, ayırma, eleme, detaylıca inceleme, elekten geçirme anlamlarındadır. İnsan Kaynakları İngilizcesinde “resume screening” özgeçmişleri detaylı bir şekilde inceleyerek pozisyona uygun olan özgeçmişlerle ve pozisyona uygun olmayan özgeçmişleri ayırma sürecidir.

“Resume screening is still the most time-consuming part of recruiting: screening resumes is estimated to take up to 23 hours for just one hire.”

“While research has shown that a recruiter will only take an average of six seconds to quickly scan a resume, the full resume screening process is a bit more complex.”

 

Şimdi egzersizimizi yapalım. Hangi terimin hangi cümleye ait olduğunu bulmaya çalışalım.

sifting through, sourcing, reach out, resume parsing, screening resumes

 

1.       “Rather than waiting for candidates to come to you, direct your efforts toward strategically ……………….. the best talent. “

2.      “In your email mention exactly how you found out about your recipient and what made you want to ………………. to them.”

3.      “Employers ……………….. applications likened to swiping through Tinder as research shows people spend 8.8 seconds looking at a CV.”

4.      ……………….. is usually the most time-consuming part of recruiting so a good resume screening checklist is crucial to stay on track.

5.      ATS, staffing agencies, Job board, career sites, enterprises and many more usually work with ……………….. software to automate the CV/Resume database.

 

 

 

 

Cevaplar:

1. sourcing

2. reach out

3. sifting through

4. screening resumes

5. resume parsing

 

Şimdi yapmamız gereken daha önceki yazılarımda paylaştığım gibi bu terimleri ilk fırsata gerçek hayattaki sözlü ve yazılı iletişimimizde kullanmak!

 

Cem Oğraş

Fluent English for Professionals

İnsan Kaynakları İçin İngilizce Serisi Bölüm 5 25 Eylül 2018

İnsan Kaynakları İçin İngilizce serisinin bu beşinci yazısında yine işe alım ile devam edeceğim. İnsan kaynakları İngilizcesinde kullanabileceğimiz 5 faydalı fiil paylaşacağım.

Yazılarımda İngilizce İnsan Kaynakları terimlerini A, B ve C olarak etiketliyorum. Etiketlemeyi neye göre yaptığımı serinin ilk yazısında görebilirsiniz.

To persuade(B): Bir kişiye iyi bir sebep sunarak o kişiye bir şey yaptırmaktır. Kişiyi bir şey yapması için razı etmek, ikna etmek anlamındadır. İnsan kaynakları İngilizcesinde bir adayı ikna etme ifade edilmek istendiğinde en sık başvurulan fiildir. Genellikle ikna etmeyi ifade etmek için “to convince” fiilini kullanırız ancak “to persuade” ve “to convince” fiilleri arasında fark vardır. “To convince” bir kişiyi bir şeyin doğruluğuna inandırmaktır. “To persuade” fiilinde “yapmaya” ikna etme, “to convince” fiilinde “inanmaya” ikna etme vardır. Bu fiiller arasında her ne kadar anlam farkı olsa da ana dilin İngilizce olduğu ülkelerde zaman zaman eş anlamlı olarak kullanıldığını söylemeliyim. Özellikle İnsan kaynakları alanındaki kullanımına baktığımızda örneğin bir adayı bir şirkette çalışmaya ikna etmek ifade edilmek istendiğinde “to persuade” fiilinin daha dık kullanıldığını görürüz.

“The candidates don’t mind being positively persuaded if they feel you have their best interests in mind.”

“Building good relationships in advance would make it easier to persuade a passive candidate to consider a new challenge at a later stage.”

 

To screen out (C): Belirli bir sebeple uygun olmayan bir kişiyi ya da bir şeyi incelenen bir gruptan çıkarmaktır. Bu fiil aynı zamanda bir şeyin bir şeyden geçmesini engellemek anlamındadır. İnsan Kaynakları İngilizcesinde tahmin edeceğiniz gibi bu fiil “screening” yapılırken uygun bulunmayan bir adayın listeden çıkarılmasıdır.

“When screening resumes, one of the most important criteria is the ability to screen out the unqualified resumes as quickly as possible.”

“Although there are valid reasons to “screen out” candidates based on certain firm requirements, there is also a huge upside to giving candidates a way to tell their story (maybe through a 1-way video interview) to uncover unexpected gems. “

 

To seek out (C): Bir kişiyi ya da bir şeyi (bulana kadar uzun süre) aramak ve bulmak anlamındadır. Belirli bir şeyi ya da kişiyi çok çabalayarak aramak ve sonunda bulmak bağlamında kullanılır. İnsan Kaynakları İngilizcesinde de kalifiye adayları uzun süre ve çabalarla aramak ve bulmak ifade edilmek istendiğinde kullanılır.

“Driven by the desire to hire highly-qualified employees, employers are increasingly seeking out passive candidates to meet their recruiting needs.”

“Conversely, companies looking to fill positions in restaurants, hotels and other tourism or recreation-related industries do not generally seek out passive candidates, instead focusing their recruitment efforts on people who are actively looking for jobs.”

 

To turn down (C): Bir şeyi kabul etmeyi, bir konuda aynı fikirde olmayı ya da bir kişinin talep ya da teklifini reddetmektir. İnsan Kaynakları İngilizcesinde bir adayın bir iş teklifini reddetmesi ifade edilmek istendiğinde en çok kullanılan fiildir. Bu fiil aynı zamanda bir adayın başvurusunun reddedilmesi ifade edilmek istediğinde de kullanılır. Reddetmek fiilini kullanmamız gerektiğinde genellikle bir kafa karışıklığı yaşarız çünkü elimizde bu konuda yaygın olarak kullanılan dört fiil vardır: “to reject, to refuse, to decline, to deny”. Bu fiiller arasındaki farkı ayrı bir makalede detaylıca açıklayacağım. Biz şimdilik “to turn down” fiiline odaklanıp, kelime dağarcığımıza eklemeye çalışalım.

“Turning down a job offer can be both a difficult and delicate task, but when done well, it will enable you to move on to the right job and keep your professional network intact.”

“The way you turn down candidates might shape their lasting impressions of your company.”

 

To miss out on(C): Bir fırsatı değerlendirmek ya da bir şeyden avantaj elde etmek konusunda başarısızlığa uğramaktır. İyi bir fırsatı kaçırmak anlamında kullanılır. İnsan kaynakları İngilizcesinde çok iyi bir adayı kaçırmak ifade edilmek istendiğinde başvurulan bir fiildir. Aynı şekilde bir aday için çok iyi bir iş fırsatını kaçırmak bağlamında da kullanılır.

“If you don’t ask about what they’re excited about and look for potential for people to do more than exactly what their resume says, you’ll miss out on some amazing candidates.”

“When you miss out on a job you desperately want, it's not just the rejection that stings. It's the loss of a dream.”

 

Şimdi bu fiilleri içeren bir egzersiz yapalım. Aşağıdaki cümlelerdeki boşluklara doğru fiili yerleştirelim.

to persuade     screened out     seeking out     to turn down     miss out on

1. “……………….. candidates with the exact skill set you need means a better fit for your company than you will likely find in the stack of resumes on your desk. “

2. “There are any reasons why a job candidate might have ………………. a job offer, but it can usually be boiled down to three key areas: the money, the work itself, or the people at the company.”

3. Executive search consulting firms are typically used for senior-level executive positions and board directors. Assignments are generally for positions where the best candidate is harder to find and harder ……………….. to make a move, and where the potential impact of success or failure is greatest.”

4. A company that does not think strategically about recruiting could ……………….. the best candidates, fail to hire a diverse workforce or worse - expose itself to liability for discriminatory hiring practices

5. I’ve seen good candidates get hired, and I’ve also seen good candidates get ……………….. and not hired.”

 

 

 

 

Cevaplar:

1. seeking out

2. to turn down

3. to persuade

4. miss out on

5. screened out

 

Diğer yazılarımda da paylaştığım gibi bu fiilleri mümkün olan en kısa sürede sözlü ve yazılı İngilizce iletişimimizde kullanarak içselleştirmeye çalışalım.

 

Cem Oğraş

Fluent English for Professionals

İnsan Kaynakları İçin İngilizce Serisi Bölüm 6 25 Eylül 2018

İnsan Kaynakları İçin İngilizce serisinin bu 6. yazısında işe alımcının İngilizcesine temas edeceğim. İşe alımcı bildiğiniz gibi İngilizcede “recruiter” olarak ifade edilir. "Recruiter" sözcüğü sadece işe alım yapan kişi ifade edilmek istendiğinde değil aynı zamanda işe alım hizmeti sunan şirket ifade edilmek istendiğinde de kullanılabilir. Burada sözcüğü hangi bağlamda yani hangi "context" içerisinde kullandığınız önemlidir.

Hem organizasyonel hem de fonksiyonel olarak işe alımcılar arasında farklar olduğu için doğal olarak İngilizce ifadelerinde de farklar bulunmaktadır. Yazımda bu farkların altını çizmenize yardımcı olacak İngilizce terimler paylaşacağım. Paylaşacağım terimleri A, B ve C olarak etiketledim. Etiketlemeyi neye göre yaptığımı serinin ilk yazısında bulabilirsiniz.

Corporate recruiter (B) / internal recruiter (B) / inhouse recruiter (B): Kurum içinde, genellikle o kurumun insan kaynakları departmanında çalışan ve sadece çalıştıkları şirket için işe alım yapan kişilerdir.

"Corporate recruiters are visiting the university campus to interview final year students."

External Recruiter (B) : Internal Recruiter yukarıda bahsettiğim gibi kurum içi işe alımcıdır. External recruiter ise kurum dışı işe alımcıdır. Internal recruiter ve external recruiter ifadeleri genellikle işe alımın içeriden mi yoksa dışarıdan mı yapılacağı konusundaki değerlendirmelerde kullanılır. Örneğin, açık bir pozisyon var bu pozisyonu kurum içi işe alımla mı yoksa kurum dışı işe alımla mı yapalım diye tartışıyorsunuz; ya da kurum içi işe alımın maliyeti ve verimliliğini kurum dışı işe alım ile mukayese ediyorsunuz. Bu cümlelerde vurguladığınız şey kurum içinde işe alımı kimin yapacağı ya da kurum dışından işe alımı kimin ya da hangi şirketin yapacağı değil, işe alımın içsel mi dışsal mı olacağıdır.

"Internal recruiters will be able to respond to questions about what it’s really like to work in their company, but external recruiters will never know their business as well as their own staff."

Staffing agency recruiter (B) / staffing recruiter (B) / agency recruiter(B): İşe alım hizmeti sunan şirketlerde çalışan işe alımcılardır. Bu noktada işe alım şirketlerinin kurumsal yapıları ya da rolleri itibariyle employment agency, recruitment agency, staffing company, staffing firm, temp agency gibi çeşitli terimlerle de ifade edildiğini de bir kenara koymakta fayda var.

Yukarıdaki internal recruiter-external recruiter mukayesesi aşağıdaki örnekte olduğu gibi corporate recruiter-staffing recruiter bağlamında da yapılabilir.

Corporate recruiters generally exist within HR departments and often come from a human resources background, rather than a recruiting background. This makes the approach to recruiting that corporate recruiters take different from the approach that staffing recruiters take. “There is no sales involved in terms of business development since they [corporate recruiters] work directly for one company or firm” says Katy Smigowski, senior technical recruiter at Fitbit. 

Freelance recruiter (A): Bağımsız olarak şirketlere işe alım hizmeti sunan kişilerdir.

"They are looking for a freelance recruiter to support their in-house recruitment."

Headhunter (A): Kalifiye adayların spesifik pozisyonlara yerleştirilmesi konusunda işe alım hizmeti sunan şirket ya da kişilerdir.

"Working with a headhunter comes with a number of potential benefits. Most importantly, it provides a clear path to a hiring manager’s inbox. In addition, this person can give insight into what the company’s looking for, tips for a successful interview, and even advice on salary negotiation."

Executive recruiter (A): Üst düzey yöneticilerin işe alım hizmetine odaklanmış şirket ya da kişilerdir.

"As a candidate, you should only connect with legitimate executive recruiters working on an exclusive basis for their clients. "

Contingency recruiter (C): İşe alım şirketlerinin müşterileriyle ödeme konusundaki anlaşmaları genellikle "contingency" ya da "retained" olarak kategorize edilir. Contingency recruiter, sadece eleman bulduklarında ödeme yapılan, arama (search) yaparken harcadıkları zaman için ücret ödenmeyen işe alım şirketleri ya da kişilerdir.

"In terms of managing the unpredictable hiring demands of business, contingency recruiting may be an option your organization is considering. "

Retained recruiter (C): Retained sözcüğü bu ‘context’ te şirketten alınacak hizmet için önceden ödeme yapılmış, o şirket o iş için tutulmuş anlamındadır. Contingency recruiter’dan farkı bu şirket ya da kişilere sadece buldukları eleman için ödeme yapılmaz, aynı zamanda eleman araması (search) yaparken harcanacak zaman için de önceden ücret ödenir.

"A retained recruitment service adds value to the recruitment process, which should guarantee better recruitment of candidates as well as a reduction in recruitment fees. "

Outplacement recruiter (C): Outplacement sözcüğü yeniden işe yerleştirme anlamındadır. Kurumların iyi niyet göstergesi olarak işten çıkarttığı çalışanlarının yeni bir iş bulabilmesine yardımcı olacak bir hizmet aldığı insan kaynakları şirketleridir. Bu şirketler işten çıkartılan çalışanlara Cv hazırlama, mülakat asistanlığı, kariyer danışmanlığı gibi hizmetler sunar. Bu şirketler genellikle büyük işe alım şirketlerinin alt grup şirketleridir.

"An outplacement company focuses on providing a support role to a newly unemployed staff member, and assisting them in making the transition to another role. "

 

Cem Oğraş

Fluent English for Professionals

Satın Alma İçin İngilizce 25 Eylül 2018

İşletmeler için satın alma fonksiyonunun önemi günden güne artıyor. Açıkçası tarihe biraz ilgili bir kişi olarak ben satın almanın sadece bugün değil tarihin her döneminde özellikle devlet yönetiminde çok önemli bir yere sahip olduğunu düşünüyorum. Satın alma mühendislik gibi kadim bir iştir.  Maya Uygarlığı’ndan Babil Uygarlığı’na, Roma İmparatorluğu’ndan Osmanlı İmparatorluğu’na kadar tüm büyük uygarlık ve imparatorluklarda satın almanın stratejik bir yeri olmuştur. Özellikle savaş, kuraklık, kıtlık ve salgın hastalık dönemlerinde yönetilmesinin ne kadar meşakkatli bir iş olduğunu tasavvur edebilmek zor değil.

Son birkaç yüz yıldaki evrimine baktığımızda günümüzdeki anlamıyla satın almanın Sanayi Devrimi’yle beraber şekillenmeye başladığını görürüz. Günümüzde küreselleşme şirketleri tedarik süreçlerini güçlendirmeye mecbur kılmıştır. Rekabet sebebiyle satın almacılar hem iç pazarlarda hem dış pazarlarda faaliyetlerini genişletmektedir. İşte bu sebeple satın alma İngilizcesiyle ilgili paylaşacağım yazılarımla amaçladığım şey dış pazarlarda çalışan satın almacıların ve Türkiye’deki küresel şirketlerde çalışan satın almacıların yazılı ve sözlü İngilizce iletişimlerini geliştirme çabalarına katkıda bulunabilmektir.

Kısa bir süre önce İnsan Kaynakları İngilizcesi konusunda makaleler paylaşmaya başladım ve o alandaki yazılarıma devam edeceğim. Çok olumlu geri bildirimler aldım. Yazılarıma ilgi gösteren tüm okuyucularıma teşekkür ediyorum. Umarım satın alma İngilizcesiyle ilgili paylaşacağım yazılar da okuyuculara fayda sağlar.

Serinin bu ilk yazısında satın alma profesyonellerinin kullanabileceği 5 faydalı İngilizce fiili detaylı bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

 

To pick something over something: “To pick “ bir şeyleri seçmek ve diğerlerinden vazgeçmek anlamındadır. Seçim yapabileceğiniz çeşitli alternatifler vardır ve siz bazılarını seçer, diğerlerini elersiniz. Satın alma İngilizcesinde “to pick” fiilini çalışmak istediğiniz tedarikçiyi ya da tedarikçileri çeşitli tedarikçi alternatifleri arasından seçmek anlamında kullanabilirsiniz. “To pick something over something” ise bir şeyi diğeri yerine seçmektir. Örneğin, B tedarikçisi yerine A tedarikçisi seçmek “to pick vendor A over vendor B” olarak ifade edilir.

“There are many variables to consider when picking a vendor to help your office go paperless.”

“Why does any company pick one vendor over another? Do they always choose the vendor with the lowest rates? No. “

Tedarikçi seçmeyi ifade ederken “to choose” fiilini de sıklıkla kullanırız. Örneğin, “to choose a vendor” olarak ifade ederiz. Zaman zaman “to select a vendor” ifadesini kullanırız. “To pick” ve “to pick something over something” fiillerini de kelime dağarcığımıza ekleyerek ifadelerimizi zenginleştirebiliriz.

Sırası gelmişken aklımıza gelebilecek şu soruyu da cevaplamaya çalışalım: “to choose, to select, to pick” fiilleri birbirinin yerine geçer mi? Aralarında hiç mi fark yok? Ana dilin İngilizce olduğu ülkelerde bu üç fiilin birbirlerinin yerine kullandığını yani “interchangeable” olduğunu görüyoruz ancak burada önceki yazılarımda bahsettiğim gibi sözcüğün hangi “context” yani hangi bağlamda kullanıldığı konusu burada yine gündeme geliyor. Bu fiillerin farkını şu şekilde düşünebiliriz: “to pick” bir çok farklı alternatif arasından seçmek, “to choose” istediğin bir şeyi seçmek, “to select” bir grup içerisinden dikkatlice seçmek bağlamlarında daha sık kullanılır. “To select” fiili “to choose” ve “to pick” fiillerine göre daha resmi bir ifadedir ve iki fiile kıyasla içinde daha planlı, daha organize bir seçim sürecini barındırır.

 

To incur: Yapılan bir şeyin sonucunda istenmeyen, hoş olmayan, kötü bir şeyi deneyimlemek ya da maruz kalmaktır. İş hayatında özellikle finansal konularda sıkça kullanılır. Finans İngilizcesinde “incurred expense” mal ya da hizmet alırken oluşan ve işletmenin henüz ödemediği masraftır. Yukarıdaki ilk tanımdan yola çıkarsak bu fiili daha kolay hatırlarız. O istenmeyen, hoş olmayan, o kötü şey, satın alma ve benzeri bir eylemin sonucunda ortaya çıkan masraf, zarar ya da borçtur. Bu fiil satın alma İngilizcesinde özellikle alınan ürünün teslimatında ya da alınan hizmetin verilmesi sürecinde hem beklenen masraflar için hem de bir kaza sebebiyle ortaya çıkan zarar, ürünün olumsuz koşullar sebebiyle bozulması, ek gümrük masrafı ya da bir kurala uyulmaması sebebiyle ortaya çıkan ceza gibi beklenmeyen masraflar ifade edilmek istendiğinde kullanılır. Konunun önemi itibariyle tedarikçilerle yapılan hemen hemen her İngilizce sözleşmede “to incur” fiilinin kullanıldığını görürüz.

“In the event termination is not for cause, then Vendor shall be entitled to receive only reasonable costs and expense incurred in performance of this Purchase Order to the date of termination, provided Vendor submits notice of the costs and expense incurred to Mercom within 30 days after the date of termination.” 

“Buyers do not penalize suppliers when they attempt to recover costs incurred as the result of suppliers’ failures.”

 

To accelerate: Daha çabuk hareket etmek, bir şeyin daha hızlı ya da daha kısa sürede olmasını sağlamak anlamındadır. Bu fiil bir aracın hızlanması ifade edilmek istendiğinde de kullanılır bir sürecin hızlandırılması anlamında da kullanılır. Mal ve hizmetin doğru zamanda ulaşması kritik olduğundan satın alma İngilizcesinde sık başvurulan bir fiildir.

"Accelerate purchasing within your organization and free up your staff for more value-added tasks."

"The ABC Accelerated Buying Experience makes purchasing simple and fast."

 

To split among: "To split" özellikle belirli bir sırada ya da ölçüde bir şeyi iki ya da daha çok parçaya bölmektir. Ayırmak, parçalamak, paylaştırmak anlamları vardır. "Among" arasında, aralarında anlamındadır. "To split among" ise bir şeyi bir şeylerin ya da kişilerin arasında paylaştırmaktır. Satın alma İngilizcesinde bu fiili mal ya da hizmetin alımını farklı tedarikçiler arasında paylaştırmak ifade edilmek istendiğinde kullanılır.

"You should also consider splitting your orders among two smaller firms. This can provide you with a backup as well as a high profile."

"Multiple sourcing allows the requirement to be split among more suppliers and increases slack capacity for any particular vendor."

 

To tack something onto something: Bir şeye ekstra bir şey eklemektir. "Tack" raptiyedir. Bu fiili hatırlamak için şunu resmedebiliriz; bir panoya bir notu raptiyeyle "tack" ediyorsunuz, notu panoya ekliyosunuz. "Tack" aynı zamanda çivi anlamında da kullanılır. Bir tahtaya çivi çakıyorsunuz ve "tak tak tak" ses çıkıyor. Parayla ilgili konularda özellikle bir giderin toplam tutara eklenmesi bağlamında sık kullanılır.

"As you collect data, total the annual spend for each commodity or service. If any hidden separate cost (warehousing or transportation) are relevant, tack those onto the total amount, too."

"When buying, you can tack onto that the cost of your down payment. When leasing, your down payment might be lower, but you’ll also have to pay the first month’s payment and security deposit.”

 

Cem Oğraş

Fluent English for Professionals