İnsan Kaynakları İçin İngilizce Serisi Bölüm 3 25 Eylül 2018

İnsan Kaynakları İçin İngilizce serisinin bu üçüncü yazısında işe alım İngilizcesine devam edeceğim. İşe alımda kullanacağınız faydalı 10 adet İngilizce terim paylaşacağım.

İnsan kaynakları alanında aktif olarak İngilizceyi kullanan okuyucuların paylaşacağım terimleri gördüklerinde “Ben bunu biliyorum.” diyeceklerini tahmin ediyorum. Okuyucularımdan beklentim gördüklerinde aslında ne anlama geldiğini bildikleri bu terimleri kendi sözlü ve yazılı iletişimlerinde kullanıp kullanmadıklarını sorgulamaları.

Bir örnek vermek istiyorum. “Şu anda açık pozisyonumuz yok.” cümlesini İngilizce olarak nasıl ifade ederiz? İlk aklımıza gelen İngilizce cümle nedir?

İlk aklımıza gelen ve genellikle kullandığımız cümle kalıbı “We don’t have any open positions at the moment.” cümlesidir. Peki, “We don’t have any job openings at the moment.” cümlesini gördüğümüzde bu cümlenin ne demek istediğini anlıyor muyuz? Evet, bu cümle de aynı şekilde “Şu anda açık pozisyonumuz yok.” demektir. Burada “job opening” teriminin ne anlama geldiğini cümleyi gördüğümüzde anlıyoruz ama kendimiz bir cümle kurduğumuzda genellikle “open position” terimini kullanıyoruz çünkü bu terimi kullanmaya alışığız, kendimizi daha güvenli hissediyoruz oysa ki “job opening” terimini de kullanarak ifademizi zenginleştirebiliriz. Bu yazımda paylaştığım terimleri bu gözle değerlendirmenizi, sözlü ve yazılı iletişiminizde kullanmıyorsanız bir an evvel kullanmaya başlamanızı tavsiye ediyorum.

Bu arada yeri gelmişken bir konunun altını çizmek istiyorum. Adaya şu anda açık pozisyonumuz olmadığını iletirken açık pozisyonu İngilizcede tekil olarak değil çoğul olarak kullanalım. Yukarıdaki cümlelerde olduğu gibi “open positions” ya da “job openings” diyelim. Tekil kullanmak İngilizce dil bilgisi açısından yanlış değildir, ancak bu “context” yani bu bağlam içerisinde çoğul olarak kullanarak gelecekte bir tek değil çeşitli açık pozisyonlar, iş olanakları olacağı ama şu anda olmadığı mesajını veririz.

Yazılarımda İngilizce İnsan Kaynakları terimlerini A, B ve C olarak etiketliyorum. Etiketlemeyi neye göre yaptığımı serinin ilk yazısında görebilirsiniz.

 

A vacancy (B): Boşluk, boş yer, boş demektir. Otelcilik İngilizcesinde boş oda anlamında kullanılır. İnsan Kaynakları İngilizcesinde de ise açık kadro, boş kadro, açık pozisyon, boş pozisyon anlamındadır. Dolayısıyla bir “vacancy” var ise bu açık bir pozisyon olduğu, yeni bir iş ilanı oluşturulduğu, bir kişinin işten ayrılması ya da farklı bir ofise geçmesi sebebiyle yerini dolduracak bir eleman ihtiyacı olduğu anlamına gelir. Yukarıda “open position” ve “job opening” ifadelerine bir üçüncü alternatif olarak kullanabilirsiniz.

Peki, bu üç terim arasında hiç mi fark yok? Kullanacağınız “context” içerisinde “job opening” terimini diğer ikisinden ayırıyorum. Boşalan bir pozisyon için üç terimi de kullanabiliriz ancak organizasyonun ihtiyaçları çerçevesinde mevcut bir pozisyonun boşalması değil, ek olarak yeni bir pozisyonun ortaya çıkması durumunda “job opening” terimini kullanmak daha yerinde olacaktır.

“Merve's move to Ankara has created a vacancy in Marketing if you are interested.”

“We don’t have any vacancies at the moment but we will keep your CV on file.”

 

Employment history (B): Başvuru formunda ya da özgeçmişte adayın belirttiği daha önceki iş deneyimleridir. Genellikle adayın geçmiş deneyimi için “work experiences” ya da “past work experiences” ifadelerini kullanırız. İngilizce ifade yeteneğimizi güçlendirmek adına “employment history” terimini de ilk fırsatta sözlü ve yazılı iletişimimizde kullanarak içselleştirmeye başlamanızı öneririm. Şimdi “past work experiences” ile “employment history” arasında fark yok mu diye sorabilirsiniz. Evet, fark var. Dilde eş anlamlılık matematikteki eşitlik gibi değildir yani A ifadesi ve B ifadesi aynı anlama gelir demek A=B demek değildir. Eş anlamlı bile olsa sözcüklerin, ifadelerin ayrı ayrı tarihsel geçmişleri, farklı çıkış noktaları, diğer dillerle etkileşimleri, bölgesel ve kültürel kullanım farklılıkları vardır. “Employment history” dediğinizde altını çizdiğiniz şey, “context” yani bağlam, resmi olarak, profesyonel olarak ya da göreceli olarak daha uzun vadeli çalışılan işlerin geçmişidir.

“I have already held similar positions as you can see from my employment history.”

“There are gaps in her employment history. I would like to know what she was doing during these periods.”

 

Relevant experience (A) : Adayın pozisyonun gerekliliklerine cevap verebileceğini gösteren alakalı iş deneyimidir. Genellikle bizler “related experience” ifadesini kullanırız ancak “related” ile “relevant” sözcükleri arasında anlam farkı vardır. “Related experience” dediğinizde adayın deneyimi ile pozisyon arasında bir şekilde bir ilişki vardır ama “relevant experience” dediğinizde adayın deneyimi ile pozisyon arasında belirgin, keskin bir ilişki vardır, adayın deneyimi pozisyonla alakalıdır. Bir örnek vereyim. X perakende şirketine mağaza müdürü arıyorsunuz. İki adayınız var. Aday A, X’in bir numaralı rakibi olan Y perakende şirketinin genel müdürlüğünde stok yönetimi müdürü. Aday B de Y’de mağaza müdürü. Aday A’nın deneyimi “related experience”,  Aday B’nin deneyimi ise “relevant experience” olarak ifade edilir.

“As you can see from my CV, I have all the relevant experience you require.”

“This candidate doesn't have the relevant experience in our sector but is very well qualified in every other aspect.”

 

Probation period (B) : İşe alınan kişinin deneme süresi. Probationary period olarak da kullanılır.

“They let him go at the end of the probation period.”

“She is still on her probation period. We have another two weeks to make a final decision.”

 

Pay scale (B): Maaş skalası. “Salary scale” ya da “salary structure” olarak da ifade edilir.

We have six grades on our pay scale. You will start on the bottom one.

Perhaps we need to change our pay scale to take account of the loyalty people have shown us?

 

Jobseeker / Job seeker(A): İş arayan birey.

“The jobseeker will be given a copy of the agreement and the original will be kept in the office.”

“The jobseeker will book an interview with a skilled employment adviser.”

 

Active job seeker (B): Aktif olarak iş arayan birey.

“When it is time to switch from being a passive to an active job seeker, the biggest shift you should make is a shift in mindset.”

“Active job seekers need to take charge of their destiny and should not merely hope for good fortune.”

 

Passive job seeker (B): Pasif olarak iş arayan birey.

“Passive job seekers won’t leave the comfort of their current jobs unless they know a new position will further their career goals. “

“Passive job seekers have a major advantage over their active counterparts: They already have jobs.”

 

Talent pool (A): Yetenekli adayların yüzdüğü, güneşlendiği, dans ettiği, hayatın tadını çıkardığı mucizevi bir havuzdur o. Şaka bir yana :)) “talent pool” daha sonra kullanılmak üzere “sourcing” yapılmış potansiyel adayların veri derlemesidir. “Internal talent pool” ya da “in-house talent pool” şirketin kendi çalışanlarından oluşan havuz, “external talent pool” şirket dışından olan adaylardan oluşan havuzdur.

“The company has failed to groom a new leader from its in-house talent pool.”

“These companies have a large enough talent pool right here in this country of high-tech workers if they are willing to pay the same going wage.”

 

Collaborative hiring (C): Ortak çalışmaya dayalı işe alım. İşe alımcılar ve adayın gelecekte görev alacağı takımdaki çalışanların beraber sorumluluk aldığı bir işe alım modelidir. “Team-based hiring” olarak da ifade edilir. Hemen hemen her işe alımda bir şekilde adayın gelecekteki yöneticisi adayla görüşür ama bu terimle kastedilen bunun ötesinde o adayın gelecekteki çalışma arkadaşlarıyla tanıştığı, birbirlerine karşılıklı sorular sorabildiği, hem adayın hem de çalışma arkadaşlarının beraber çalışmak konusundaki fikirlerinin karar aşamasında dikkate alındığı bir işe alım modelidir.

“Collaborative hiring usually helps recruiters to make smarter decisions in the selection process.”

“Collaborative hiring encourages employee input into hiring decisions.”

 

Yazımın başında paylaştığım gibi yukarıdaki terimleri gerçek hayatta kullanıp kullanmadığımızı sorgulayalım ve kullanmıyorsak ilk fırsatta sözlü ve yazılı iletişimimizde kullanarak içselleştirelim.

 

Cem Oğraş

Fluent English for Professionals